91 yaşına basan Dalai Lama'nın sağlık durumu ve siyasi mirası, Hindistan ve Çin arasında Budist dünyanın temsilciliği konusundaki rekabeti yeni bir boyuta taşıyor. Tibet'in sürgündeki ruhani lideri olarak kabul edilen Dalai Lama, uzun yıllardır Hint topraklarında yaşarken, Pekin yönetimi Budizm'in merkezinin Çin olduğunu iddia ediyor. Bu rekabet, yalnızca dini bir mesele olmanın ötesinde, Güney Asya'daki jeopolitik dengeleri de şekillendiriyor.
Budizm'in kalbi için mücadele
Hindistan, Dalai Lama'ya ev sahipliği yaparak Budist dünyada saygınlık kazanırken, Çin, Tibet'e yaptığı yatırımlar ve Budist tapınaklarını restore ederek dini meşruiyetini artırmaya çalışıyor. Dalai Lama'nın yaşlanması, sürgündeki Tibet hükümetinin geleceği konusunda belirsizlik yaratıyor. Çin, Tibet'in 'barışçıl kurtuluşunun' üzerinden 70 yılı aşkın süre geçmesine rağmen, bölgede bağımsızlık yanlısı hareketleri bastırmak için sert politikalar uyguluyor.
Dalai Lama'nın 91. yaş günü nedeniyle düzenlenen etkinlikler, Hindistan'da büyük bir katılımla kutlanırken, Çin resmi medyası bu tür etkinlikleri görmezden geliyor. Pekin, Budizm'in Çin kökenli olduğunu ve Dalai Lama'nın 'bölücü bir figür' olduğunu savunuyor. Hindistan ise Dalai Lama'yı 'barış ve diyalog elçisi' olarak tanımlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hindistan-Çin rekabeti yalnızca Budizm üzerinden değil, sınır anlaşmazlıkları ve ticaret savaşlarıyla da derinleşiyor. Budist dünya, Sri Lanka, Myanmar, Tayland, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeleri içeriyor. Çin, bu ülkelerdeki Budist topluluklarla bağlarını güçlendirirken, Hindistan da 'Budist turizmi' ve kültürel diplomasiyle karşılık veriyor.
Dalai Lama'nın ardından Tibet liderliğinin nasıl şekilleneceği, Çin'in bölgedeki etkisini artırmasına yol açabilir. Hindistan ise, Tibet sürgün hükümetine verdiği desteği sürdürerek, Pekin karşısında elini güçlendirmeye çalışıyor. Bu durum, Güney Asya'daki güç dengesini doğrudan etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hindistan ve Çin ile ayrı ayrı gelişen ilişkileri bağlamında bu rekabeti yakından izlemektedir. Türkiye’nin Asya’daki ekonomik ve siyasi çıkarları, özellikle Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle ilişkileri, bu iki güç arasındaki dengelere bağlı olarak şekillenebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Budist dünyayla doğrudan bir bağı olmamakla birlikte, uluslararası platformlarda Çin’in Tibet politikasına yönelik eleştirileri, Ankara-Pekin hattında zaman zaman gerginlik yaratmaktadır. Bu gelişme, Türkiye’nin Asya-Pasifik stratejisinde dini ve kültürel unsurların rolünü yeniden değerlendirmesine neden olabilir.