Gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu D-8 (Developing-8) örgütü, küresel iklim değişikliği mücadelesinde dönüştürücü bir rol oynama potansiyeline sahip. Bu ifade, 2025 yılında düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olan Türkiye’nin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a ait. Bakan Kurum, D-8 Zirvesi kapsamında yaptığı açıklamada, gelişmekte olan ülkelerin ortak iradesinin COP31’in uygulama odaklı yaklaşımı için hayati önem taşıdığını vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı
D-8, 1997 yılında Bangladeş, Endonezya, İran, Malezya, Mısır, Nijerya, Pakistan ve Türkiye tarafından kurulan, gelişmekte olan sekiz büyük İslam ülkesini bir araya getiren bir ekonomik işbirliği örgütüdür. Örgütün temel hedefi, üye ülkeler arasında ticaret, sanayi, tarım ve enerji gibi alanlarda işbirliğini artırarak kalkınmayı hızlandırmak. Son yıllarda D-8, iklim değişikliği konusuna da eğilmeye başlamış durumda.
Bakan Murat Kurum, D-8 Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ancak aynı zamanda çözümün bir parçası olma potansiyeli en yüksek ülkeler olduğunu belirtti. Kurum, “D-8 üyeleri olarak, ortak hedeflerimiz doğrultusunda hareket edersek, COP31 sürecine önemli katkılar sağlayabiliriz. Gelişmekte olan ülkelerin sesi, küresel iklim müzakerelerinde daha güçlü duyulmalı” dedi. Bakan, COP31’in sadece taahhütlerin alındığı değil, uygulamaların takip edildiği bir konferans olması gerektiğini vurguladı.
Türkiye, COP31’e ev sahipliği yapmak için adaylığını koymuş ve bu adaylık uluslararası toplum tarafından desteklenmişti. 2025’te düzenlenecek COP31, Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşma yolunda kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanına erişimi ve teknoloji transferi konuları, konferansın ana gündem maddeleri arasında yer alacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut
D-8’in iklim gündeminde üstlenebileceği rol, yalnızca üye ülkeler için değil, tüm gelişmekte olan dünya için önemli. Örgüt, küresel nüfusun yaklaşık %60’ını temsil ediyor ve bu ülkelerin çoğu iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılgan. Sel, kuraklık, orman yangınları ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi sorunlar, D-8 ülkelerinin birçoğunda ekonomik ve sosyal istikrarı tehdit ediyor.
Analistlere göre D-8’in ortak bir duruş sergilemesi, gelişmekte olan ülkelerin COP31’de daha güçlü bir pazarlık gücüne sahip olmasını sağlayabilir. Özellikle iklim finansmanı, düşük karbonlu kalkınma yolları ve uyum kapasitesinin artırılması gibi konularda D-8’in kolektif talepleri, gelişmiş ülkelerin taahhütlerini artırmaya zorlayabilir. Ayrıca, D-8 içindeki İran ve Nijerya gibi petrol ihracatçısı ülkelerin yeşil enerji dönüşümüne nasıl uyum sağlayacağı da merak konusu.
Bakan Kurum’un açıklamaları, Türkiye’nin hem D-8 hem de COP31 başkanı sıfatıyla bir köprü rolü oynamayı hedeflediğini gösteriyor. Türkiye, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında diyaloğu kolaylaştırarak, iklim müzakerelerinde somut adımlar atılmasını sağlamak istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, COP31 başkanlığı ve D-8 üyeliği sayesinde hem küresel iklim diplomasisinde hem de gelişmekte olan ülkeler nezdinde önemli bir aktör konumuna yükseliyor. Bu gelişme, Türkiye’nin çok taraflı platformlardaki etkinliğini artırarak dış politikada itibar kazandırıyor. Ekonomik açıdan, iklim değişikliğiyle mücadele yatırımları Türkiye’nin yeşil dönüşümünü hızlandırabilir ve enerji bağımlılığını azaltabilir. Ayrıca, D-8 ülkeleriyle ticari ilişkilerin iklim odaklı projelerle çeşitlenmesi, bölgesel işbirliğini derinleştirebilir. Güvenlik boyutunda ise, iklim kaynaklı göç ve kıtlık gibi risklerin azaltılması, Türkiye’nin sınır ötesi istikrarına katkı sağlayabilir.