Avrupa Birliği'nin "iyi niyetli" lideri olarak bilinen Portekiz Başbakanı António Costa, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşme sonrasında AB içinde ilk kez ciddi eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Costa'nın bu hamlesi, tam da Ukrayna savaşı nedeniyle AB'nin birliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, diğer liderler arasında şüphe ve hayal kırıklığı yarattı.
Gelişmenin Arka Planı
Portekiz Başbakanı António Costa, geçtiğimiz hafta Moskova'da Vladimir Putin ile bir araya gelerek, Ukrayna'daki savaşın sona erdirilmesi için arabuluculuk teklif etti. Bu görüşme, AB liderlerinin çoğunluğu tarafından "zamansız" ve "koordinasyonsuz" olarak değerlendirildi. Özellikle Polonya ve Baltık ülkeleri, Rusya ile doğrudan diyaloğun Putin'in savaşını meşrulaştıracağını savundu.
Costa, AB'nin Rusya'ya yönelik yaptırımlarını desteklemekle birlikte, diplomasiye de şans verilmesi gerektiğini söyledi. Ancak bu söylem, özellikle Almanya ve Fransa'nın savaşın başından bu yana Moskova ile iletişim kanallarını açık tutma çabalarının başarısız olmasının ardından daha da tartışmalı hale geldi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, görüşmeyi "kişisel inisiyatif" olarak nitelendirirken, Avrupa Dış İlişkiler Servisi'nin (EEAS) bu konuda bilgilendirilmediği ortaya çıktı.
Portekiz'in Ukrayna'daki savaştan coğrafi olarak uzak olması ve Rusya'ya enerji bağımlılığının düşük olması, Costa'nın bu hamlesini AB içinde daha da anlaşılmaz kıldı. Uzmanlar, Costa'nın aslında Portekiz'in küresel bir arabulucu olarak imajını güçlendirmek istediğini, ancak bunu AB ortak politikalarını hiçe sayarak yapmasının büyük bir hata olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Costa'nın Putin ile görüşmesi, AB'nin Rusya'ya yönelik ortak tutumunun ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Savaşın başından bu yana AB, yaptırımlar ve askeri yardım konusunda nispeten birlik içinde hareket ederken, üye ülkeler arasındaki diplomatik yaklaşım farklılıkları giderek daha belirgin hale geliyor. Macaristan ve Slovakya gibi ülkeler daha önce de Moskova'ya karşı daha ılımlı bir tutum sergilemişti, ancak Costa'nın bu hamlesi, "Rusya ile diyalog" cephesini genişletmiş oldu.
AB dışında ise bu gelişme, Ukrayna yönetimini endişelendirdi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Putin ile müzakere edilmesine ancak Rus güçlerinin tamamen geri çekilmesi durumunda sıcak bakabileceğini defalarca dile getirmişti. ABD ise, AB'nin iç tartışmalarını yakından takip ederken, Biden yönetimi Moskova'ya karşı sert çizgisini koruyor.
Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi ülkeler, AB içindeki bu fikir ayrılıklarını kendi lehlerine kullanmaya çalışabilir. Moskova, Batı'nın birliğini bozmak için uzun süredir farklı kanallardan nüfuz sağlamaya çalışıyor ve Costa'nın ziyareti, Putin'in bu yöndeki çabalarına önemli bir kazanç sağladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna hem de Rusya ile diyaloğunu sürdüren nadir ülkelerden biri olarak benzer bir arabuluculuk rolü üstleniyor. Ancak Ankara, bu rolü AB ile koordinasyon içinde ve pragmatik bir zeminde yürütüyor. Costa'nın yalnız hareket etmesi, Türkiye'nin arabuluculuk girişimlerinin AB tarafından nasıl algılandığı konusunda soru işaretleri doğurabilir. Ankara'nın kendi inisiyatiflerini daha dikkatli bir şekilde AB ile senkronize etmesi gerekebilir. Öte yandan, AB içindeki görüş ayrılıkları, Türkiye'ye enerji, ticaret ve güvenlik gibi alanlarda Avrupa ile ilişkilerinde yeni manevra alanları açabilir.