Ermenistan'ın başkenti Erivan'da devam eden Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Konferansı (COP17), ülkelerin doğa koruma politikalarının mevcut haliyle 2030 hedeflerine ulaşmak için yetersiz olduğunu ortaya koydu. BM destekli hazırlanan kapsamlı bir rapor, ülkelerin kara ve denizlerin yüzde 30'unu koruma altına alma taahhüdünde bir miktar ilerleme kaydettiğini ancak bu hızla gidildiğinde hedefe ulaşmanın mümkün olmadığını gösterdi. Konferans, biyoçeşitlilik kaybını durdurma çabalarının kritik bir aşamasında toplanırken, delegeler yeni ve daha iddialı taahhütler için baskı altında.
Arka plan: 2030 hedefi ve mevcut durum
2022 yılında kabul edilen Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar dünyanın kara ve okyanuslarının en az yüzde 30'unun korunmasını öngörüyor. Ancak BM raporu, ülkelerin bu hedefe ulaşmak için gereken politikaları henüz yeterince uygulamadığını gösteriyor. Rapora göre, bazı ülkeler korunan alanlarını genişletme yönünde adımlar atmış olsa da, bu alanların etkin yönetimi ve finansmanı konusunda ciddi eksiklikler bulunuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, biyoçeşitlilik koruma projeleri için ihtiyaç duydukları mali kaynağa erişimde zorlanıyor.
COP17, aynı zamanda 2020 sonrası küresel biyoçeşitlilik çerçevesinin uygulanmasını değerlendirmek ve 2025 yılına kadar sunulması gereken ulusal biyoçeşitlilik stratejileri ve eylem planlarının (NBSAP) kalitesini artırmak için bir platform işlevi görüyor. Konferansta, ülkelerin mevcut taahhütlerinin ötesine geçmesi ve somut adımlar atması gerektiği vurgulanıyor. Sivil toplum kuruluşları, biyoçeşitlilik kaybının hız kesmeden devam ettiğine dikkat çekerek, hükümetleri daha fazla koruma alanı ilan etmeye ve zararlı sübvansiyonları kaldırmaya çağırıyor.
Küresel boyut: Biyoçeşitlilik kaybı ve iklim krizi
Biyoçeşitlilik kaybı, iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantılı bir kriz olarak öne çıkıyor. Ormanların, sulak alanların ve okyanusların korunması, karbon emisyonlarının azaltılmasında hayati rol oynuyor. Ancak mevcut politikalar, hem biyoçeşitlilik hem de iklim hedefleri açısından yetersiz kalıyor. BM raporu, ülkelerin koruma alanlarını genişletirken yerel halkların haklarını gözetmesi ve ekosistemlerin bütünlüğünü sağlaması gerektiğinin altını çiziyor. Ayrıca, biyoçeşitlilik finansmanının artırılması ve zararlı tarım, balıkçılık ve enerji sübvansiyonlarının azaltılması çağrısında bulunuyor.
COP17'de ayrıca, biyoçeşitlilik ve iklim değişikliği arasındaki sinerjinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Konferans, ülkelerin iklim taahhütlerini (NDC) biyoçeşitlilik hedefleriyle uyumlu hale getirmesi için bir fırsat olarak görülüyor. Ancak delegasyonlar arasında, özellikle finansman ve teknoloji transferi konularında anlaşmazlıklar bulunuyor. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere yönelik finansal destek taahhütlerini yerine getirme konusunda isteksiz davranırken, gelişmekte olan ülkeler daha fazla kaynak ve esneklik talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoçeşitlilik açısından zengin bir ülke olarak COP17 sürecinde aktif rol alabilir. Özellikle Akdeniz havzasında iklim değişikliğinin etkileri artarken, Türkiye'nin korunan alanlarını genişletmesi ve etkin yönetimi, hem ulusal güvenliği hem de tarımsal üretim ve turizm gibi sektörler için kritik. Ayrıca, AB'nin yeşil mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi politikaları, Türkiye'nin biyoçeşitlilik taahhütlerini ekonomik ilişkilerinde bir koşul haline getirebilir. Türkiye'nin 2030 hedeflerine uyum sağlaması, uluslararası finansmana erişim ve yeşil dönüşüm için önemli bir adım olacak.