Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) yayımladığı yeni verilere göre, 36 gelişmiş ülkede çocuk bakım maliyetleri giderek daha erişilebilir hale geliyor. The Economist'in yaptığı karşılaştırmalı analiz, kreş ve gündüz bakım ücretlerinin hane gelirine oranının son on yılda belirgin şekilde düştüğünü ortaya koyuyor. Özellikle İskandinav ülkeleri, kamu sübvansiyonları ve uzun ebeveyn izinleriyle çocuk bakımını neredeyse ücretsiz kılarken, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık gibi ülkeler de önemli ilerleme kaydetti. Ancak ABD, İrlanda ve Yeni Zelanda gibi piyasa odaklı sistemlerde maliyetler hala yüksek seyrediyor.
Gelişmenin arka planı: 36 ülkenin karşılaştırmalı tablosu
The Economist’in OECD verilerine dayandırdığı endeks, kreş ücretlerini ortalama hane gelirinin yüzdesi olarak ölçüyor. Endekse göre, 2015-2023 döneminde 36 ülkenin çoğunda çocuk bakım masrafları gelire kıyasla azaldı. Örneğin İsveç ve Norveç’te bir çocuk için tam zamanlı kreş ücreti, ortalama hane gelirinin yalnızca yüzde 3-5’ine denk geliyor. Almanya’da 2019’da uygulamaya konulan ücretsiz kreş politikası sayesinde maliyet sıfıra indirildi. Fransa ise gelire göre ayarlanan ücret tarifesiyle düşük gelirli ailelere önemli sübvansiyon sağlıyor.
Buna karşın ABD, İrlanda ve Yeni Zelanda’da kreş ücretleri hala hane gelirinin yüzde 25-30’una ulaşabiliyor. Özellikle ABD’de eyaletler arası büyük farklılıklar var; Massachusetts gibi yüksek maliyetli eyaletlerde aileler gelirlerinin üçte birinden fazlasını çocuk bakımına ayırmak zorunda kalıyor. İngiltere’de ise hükümetin 2024’te uygulamaya koyduğu 30 saatlik ücretsiz bakım hakkı maliyetleri düşürdü ancak arz yetersizliği nedeniyle tüm aileler bu haktan yararlanamıyor.
Uzmanlar, erişilebilir çocuk bakımının kadınların işgücüne katılımını artırdığını ve uzun vadede ekonomik büyümeyi desteklediğini vurguluyor. OECD’ye göre, çocuk bakımına yapılan her 1 dolarlık kamu yatırımı, 1.5 ila 2 dolarlık ekonomik getiri sağlıyor. Bu nedenle birçok ülke, nüfus yaşlanması ve işgücü daralmasıyla mücadele için çocuk bakım yatırımlarını artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İskandinav modeli mi, piyasa çözümü mü?
Çocuk bakımı maliyetlerinin düşmesinde en başarılı ülkeler, uzun süredir kapsamlı kamu sübvansiyonları ve ücretli ebeveyn izinleri uygulayan İskandinav ülkeleri. Danimarka, İsveç ve Norveç’te çocuk bakımı neredeyse tamamen kamu tarafından karşılanıyor. Bu model, ebeveynlerin özellikle annelerin işgücüne katılım oranlarını yüzde 80’in üzerine çıkarırken doğurganlık oranlarını da görece yüksek tutuyor.
Kıta Avrupası’nda Almanya ve Fransa, farklı yollarla benzer sonuçlar elde ediyor. Almanya’da 2019’dan beri 1 yaşından itibaren tüm çocuklar için kreş ücretsiz; Fransa’da ise gelire bağlı sistematik sübvansiyonlar ve küçük yaş gruplarına yönelik devlet destekli bakım merkezleri (crèche) yaygın. Doğu Avrupa ülkeleri ise bütçe kısıtları nedeniyle daha yavaş ilerliyor; Polonya ve Macaristan’da maliyetler hala gelirin yüzde 15-20’si seviyesinde.
Anglo-Sakson ülkeleri (ABD, İngiltere, İrlanda, Kanada, Avustralya) ise ağırlıklı olarak özel sektörün sağladığı, pahalı bakım hizmetleriyle karşı karşıya. Bu ülkelerde son yıllarda hükümetler sübvansiyon programlarını genişletse de, yüksek maliyetler düşük gelirli aileler için önemli bir yük olmaya devam ediyor. OECD’nin 2023 raporu, çocuk bakım maliyetlerinin yüksek olduğu ülkelerde kadın istihdam oranlarının belirgin şekilde daha düşük olduğuna dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de çocuk bakımı kamu tarafından sınırlı sübvansiyonla sağlanmakta; özel kreş ücretleri hane gelirine oranla oldukça yüksek seyretmektedir. OECD verilerinde Türkiye’nin yer almaması, konuyu bir veri boşluğu olarak değerlendirmeyi gerektiriyor. Ancak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2025 hedefleri arasında yaygın kreş desteği bulunuyor. Türkiye’nin kadın istihdam oranının OECD ortalamasının altında kalması (yüzde 32,6 – 2023) ve azalan doğurganlık hızı göz önüne alındığında, erişilebilir çocuk bakımı politikaları ekonomik kalkınma ve demografik dengeler açısından kritik önem taşıyor. Küresel eğilimin aksine Türkiye’de bu alandaki reformların hızlanması, bölgesel rekabet gücü ve sosyal refah açısından belirleyici olacaktır.