ABD borç seviyesi ve küresel çapta mali oranlara ilişkin soru işaretleri, ekonominin genel olarak iyi durumda olmasına rağmen ekonomistler için hâlâ önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Citigroup Wealth’in ekonomi şefi Conrad DeQuadros, bu konuda yaptığı değerlendirmede, özellikle ABD’nin artan kamu borcunun ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki mali dengesizliklerin, ekonomik istikrar açısından dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. DeQuadros, açıklamalarında, bütçe açığının bir istikrar unsuru olarak ne kadar alana sahip olduğu sorusunun da cevaplanması gerektiğini belirtti.
Gelişmenin arka planı: Artan borç yükü ve mali oranlar
Conrad DeQuadros’un uyarıları, küresel ekonominin pandemi sonrası toparlanma sürecinde hız kazanan borçlanma eğilimine işaret ediyor. ABD’de ulusal borç, 2024 yılı itibarıyla 34 trilyon doları aşarak tarihi bir rekora ulaştı. Bu durum, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasına oranla borç yükünün %120’nin üzerine çıkmasına neden oldu. DeQuadros, bu seviyelerin sürdürülebilirliği konusunda hem ABD Merkez Bankası’nın (Fed) hem de Hazine’nin dikkatli adımlar atması gerektiğini ifade etti. Özellikle faiz oranlarının yüksek seyretmesi, borçlanma maliyetlerini artırarak kamu harcamalarını kısıtlama riskini beraberinde getiriyor.
Küresel ölçekte ise birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke, pandemi döneminde uygulanan genişlemeci mali politikaların ardından benzer bir borç yüküyle karşı karşıya. Avrupa Birliği ülkelerinde borç/GSYİH oranları %90’ların üzerinde seyrederken, Japonya’da bu oran %250’yi aşmış durumda. DeQuadros, bu verilerin, ülkelerin mali disiplin konusunda yapısal reformlara yönelmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Faiz politikaları ve yatırımcı güveni
DeQuadros’un bu açıklamaları, yatırımcıların ve piyasaların yakından takip ettiği bir döneme denk geliyor. ABD’de enflasyonla mücadele kapsamında faizlerin yüksek tutulması, kısa vadeli borçlanma araçlarına olan talebi artırırken, uzun vadeli tahvillerin getirilerini de yukarı çekiyor. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkeler için sermaye çıkışı ve döviz kurlarında dalgalanma riskini artırıyor. Küresel mali oranların dengesiz seyri, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimlerine yol açabileceği gibi, yatırımcı güvenini de olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan, Çin gibi büyük ekonomilerde de mali oranların bozulması, küresel ticaret akışlarını ve büyüme beklentilerini etkiliyor. DeQuadros, bu tablonun, merkez bankalarının ve hükümetlerin koordineli bir şekilde hareket etmesini gerektirdiğini söylüyor. Aksi halde, uzun vadede stagflasyon riskinin yeniden gündeme gelebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisi için de yakından izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye, yüksek enflasyon ve cari açıkla mücadele ederken, küresel mali oranlardaki bozulma, dış borçlanma maliyetlerini artırabilir. ABD ve diğer gelişmiş ülkelerdeki yüksek faiz ortamı, gelişmekte olan ülkelere sermaye girişini sınırlıyor ve Türkiye gibi ülkelerin döviz rezervlerini baskılıyor. Citigroup'un bu uyarısı, Türkiye’nin mali disiplinini koruması ve yapısal reformları hızlandırması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlıkların da etkisiyle Türkiye’nin kırılganlıkları artabileceğinden, ekonomi yönetiminin proaktif politikalar izlemesi önem taşıyor.