Çin, etnik azınlıklara yönelik politikalarında yeni bir dönüm noktasına imza atarak “Etnik Birlik Yasası”nı kabul etti. Söz konusu yasa, Devlet Başkanı Xi Jinping liderliğinde 2014 yılında düzenlenen Merkezi Etnik Çalışmalar Konferansı ile başlayan ve on yılı aşkın süredir inşa edilen politika çizgisinin bir zirvesi olarak değerlendiriliyor. Yasa, resmî olarak “Çin ulusunun ortak kimliğini” güçlendirmeyi ve etnik ayrılıkçılığın önüne geçmeyi hedefliyor. Ancak eleştirmenler, bu düzenlemenin özellikle Tibet, Sincan ve İç Moğolistan gibi bölgelerde yaşayan azınlık gruplarının kültürel ve dilsel haklarını daha da kısıtlayacağı görüşünde.
Yasanın arka planı ve içeriği
Çin'de bugüne kadar etnik azınlıklara ilişkin düzenlemeler, anayasa ve 1984 tarihli Bölgesel Etnik Özerklik Yasası çerçevesinde yürütülüyordu. Ancak son yıllarda Pekin yönetimi, özellikle Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde uyguladığı kitlesel gözetim, kültürel asimilasyon ve zorla çalıştırma politikalarıyla uluslararası kamuoyunun tepkisini çekmişti. Yeni yasa, bu politikaları yasal bir zemine oturtmanın yanı sıra “Çin ulusu” kavramı altında tüm etnik grupların homojenleştirilmesini amaçlıyor.
Yasa metni, “Çin ulusu bilincinin tesis edilmesi”, “ortak bir ulusal kimlik inşası” ve “Çin ulusunun ortak kaderinin vurgulanması” gibi ifadeler içeriyor. Ayrıca, etnik grupların kendi dillerini kullanma ve geliştirme haklarına yönelik ibarelere yer verilmekle birlikte, bu hakkın “ulusal dil ve yazının yaygınlaştırılması” hedefini engellemeyeceği belirtiliyor. Uzmanlara göre bu, Mandarin Çincesi'nin (Putonghua) azınlık bölgelerinde zorunlu eğitim dil olarak dayatılmasının yasal dayanağını oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in yeni yasası, Asya'da yaşayan yaklaşık 100 milyon etnik azınlık mensubunu doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle Tibet, Sincan ve İç Moğolistan'da tarihsel olarak özerklik talepleri bulunan gruplar üzerinde baskıyı artırması bekleniyor. Batılı ülkeler ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, daha önce Sincan'da Uygur Türklerine yönelik soykırım ve insanlığa karşı suç işlendiği iddialarını gündeme getirmişti. Yasa, bu iddiaları reddeden Çin'in pozisyonunu güçlendirmeyi ve iç hukuk sisteminde kendini savunmayı kolaylaştırmayı amaçlıyor. Öte yandan, yasa Orta Asya ülkeleri ve Pakistan gibi Çin'e yakın müttefikler arasında da tedirginlik yaratıyor; zira Kürt, Peştun ve Belucî gibi sınır ötesi etnik gruplar benzer asimilasyon politikalarıyla karşılaşma endişesi taşıyor.
Küresel ölçekte ise Çin, “etnik birlik” söylemini uluslararası alanda yumuşak güç enstrümanı olarak kullanıyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi kapsamında yatırım yaptığı ülkelerde, etnik ayrılıkçılığa karşı ortak bir duruş sergilemeye çalışıyor. Ancak Batı’nın insan hakları suçlamalarıyla gölgelenen bu çaba, özellikle ABD ve Avrupa Birliği’nin yeni yaptırım dalgalarına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in yeni yasası, Türkiye için dolaylı ancak stratejik sonuçlar doğuruyor. Ankara, özellikle Sincan'daki Uygur Türklerine yönelik politikalar nedeniyle Pekin'le sık sık karşı karşıya gelmişti. Yasa, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Uygur haklarını dile getirmesini zorlaştırabilir. Aynı zamanda, Çin-ABD rekabetinde Türkiye'nin denge politikası izlemesi ve Kuşak ve Yol Projesi'ndeki çıkarları, doğrudan Uygur meselesine bağlı olmayan bir dengenin korunmasını gerekli kılıyor. Orta Asya'da yaşayan Türk soylu topluluklar da yasanın olası yansımalarını endişeyle izliyor.