Çin, yapay zeka, yarı iletkenler ve kuantum bilgisayarlar gibi ileri teknoloji alanlarında küresel bir güç haline gelirken, bu dönüşüm ülke içinde derin bir ekonomik uçurum yaratıyor. Kıyı bölgeleri teknoloji yatırımlarından orantısız pay alırken, iç kesimlerdeki milyonlarca kişi bu büyümenin dışında kalıyor. Uzmanlara göre bu durum, halihazırda ciddi gelir eşitsizliği yaşayan Çin’i daha da kutuplaştırabilir. Pekin yönetimi, 'ortak refah' hedefiyle dengesizliği gidermeye çalışsa da, teknoloji odaklı büyüme modeli bu çabaları zorlaştırıyor.
Teknoloji hamlesinin arka planı
Çin, 2010’ların ortasından itibaren 'Made in China 2025' stratejisiyle yüksek teknoloji üretimine ağırlık verdi. Şenzhen, Şanghay ve Pekin gibi kıyı kentleri dev teşviklerle yarı iletken fabrikaları, araştırma merkezleri ve teknoparklarla donatıldı. Ancak İç Moğolistan, Kansu veya Yunnan gibi batı ve kuzey eyaletleri bu yatırımlardan neredeyse hiç pay alamadı. Resmi verilere göre, 2023’te Şenzhen’in kişi başına düşen geliri 27.000 doların üzerindeyken, en yoksul eyaletlerde bu rakam 5.000 doların altında kaldı. Teknoloji şirketleri yüksek vasıflı işgücünü cezbettikçe, gençler batı kentlerine göç ediyor ve iç bölgelerin demografik yapısı bozuluyor.
Çin hükümeti, 'kırsal canlandırma' ve 'batı kalkınması' programlarıyla bu dengesizliği düzeltmeye çalışsa da, teknoloji sektörünün doğası gereği büyük şehirlerde yoğunlaşması engellenemiyor. Aynı zamanda ABD ile yaşanan teknoloji savaşı, Çin’in yerli üretimi artırma baskısını da beraberinde getiriyor ve bu da kaynakları daha da merkezileştiriyor. Ekonomistler, bu modelin uzun vadede iç talebi daraltarak büyüme hızını yavaşlatabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin’deki eşitsizlik, yalnızca iç dinamikleri değil, küresel tedarik zincirlerini de etkiliyor. Kıyı bölgelerindeki yüksek teknoloji kümelenmeleri, dünya çapında yarı iletken ve elektronik üretiminde kritik rol oynarken, iç bölgeler emek yoğun sanayilere yöneliyor. Bu durum, Çin’in 'çifte dolaşım' stratejisiyle iç pazarı güçlendirme hedefini de sekteye uğratıyor. Düşük gelirli bölgelerdeki tüketici harcamaları sınırlı kalırken, ithalata bağımlılık azalmıyor. Ayrıca, teknoloji geliştirme yarışındaki ABD ve Avrupa Birliği, Çin’in bu iç dengesizliğini kendi çıkarlarına kullanma fırsatı olarak görüyor. Çin’in yüksek teknoloji ihracatını kısıtlayan yaptırımlar, iç bölgeleri daha da kırılgan hale getirebilir.
Analistler, Çin’in bu dengesizlikle başa çıkamaması halinde, 2030’lara doğru toplumsal huzursuzluğun artabileceğini belirtiyor. Teknoloji devleri Alibaba, Tencent ve Huawei’nin çoğu çalışanı kıyı kentlerinde yaşarken, devlet destekli 'ortak refah' politikaları da yeterince hızlı sonuç vermiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in teknoloji odaklı büyümesinin yarattığı eşitsizlik, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye de benzer şekilde İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerle Doğu ve Güneydoğu Anadolu arasında belirgin bir gelişmişlik farkı yaşıyor. Çin’in deneyimi, teknoloji yatırımlarının bölgesel kalkınma politikalarıyla dengelenmezse, göç, işsizlik ve toplumsal gerilimlerin artabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda, Türkiye’nin savunma sanayii ve otomotiv gibi alanlardaki teknoloji hamlelerinin, bu dengesizliği azaltacak şekilde planlanması gerekiyor. Küresel tedarik zincirlerinde Çin’in yanı sıra Türkiye’nin de bir merkez olma potansiyeli, kırsal ve kentsel alanlar arasındaki uçurumu kapatmak için bir fırsat sunuyor.