Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun son haftalarda Rusya ile ortak hava devriyeleri gerçekleştirmesi, Tayvan’ın doğusunda sahil güvenlik faaliyetlerini yoğunlaştırması ve Pasifik Okyanusu’nda kıtalararası balistik füze denemesi yapması, Pekin’in askeri gücünü bölgesel ve küresel düzeyde daha geniş bir yelpazede sergileme eğilimini ortaya koyuyor. Analistlere göre bu hamleler mutlaka eşgüdümlü olmasa da, Çin’in askeri operasyonlarını daha rutin hale getirme ve uluslararası topluma bu tür faaliyetlerin “yeni normal” olduğunu kabul ettirme çabasının bir parçası.
Gelişmelerin arka planı
Geçtiğimiz hafta Çin ve Rus savaş uçakları, Japonya Denizi ve Doğu Çin Denizi üzerinde ortak hava devriyesi düzenledi. Bu, iki ülkenin son yıllarda artan askeri işbirliğinin en son örneği oldu. Aynı dönemde Çin Sahil Güvenliği, Tayvan’ın doğusundaki uluslararası sularda devriye gezdi ve bu durum Tayvan yönetimi tarafından “olağandışı” olarak nitelendirildi. Daha da dikkat çekici olan, Çin’in bir kıtalararası balistik füzesini (ICBM) Pasifik Okyanusu’na fırlatmasıydı. Pekin, bu denemeyi “rutin bir test” olarak tanımlarken, Japonya ve ABD füzenin uluslararası hava sahasına düştüğünü bildirdi.
Analistler, bu üç olayın aynı anda gerçekleşmesinin tesadüf olmadığını, Çin’in askeri kapasitesini ve erişim alanını genişletme stratejisinin bir yansıması olduğunu belirtiyor. Özellikle Pasifik’teki füze denemesi, Çin’in nükleer caydırıcılık kabiliyetini test etmesi açısından önem taşıyor. Daha önce nadiren yapılan bu tür denemeler, artık daha sık gerçekleştiriliyor ve Pekin’in “tek Çin” politikası çerçevesinde Tayvan’a yönelik askeri baskısını artırdığı bir döneme denk geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin’in bu hamleleri, bölgesel güç dengeleri üzerinde doğrudan etkili. Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Çin’in askeri faaliyetlerini yakından izliyor. ABD’nin Hint-Pasifik Komutanlığı, Çin’in füze denemesini “istikrarsızlaştırıcı” olarak nitelendirirken, Rusya ile artan işbirliği ise Batı ittifak sistemine karşı bir meydan okuma olarak yorumlanıyor. Öte yandan Çin, bu faaliyetlerin uluslararası hukuka uygun olduğunu ve egemenlik hakları kapsamında gerçekleştiğini savunuyor. Uzmanlar, Çin’in amacının askeri varlığını normalleştirerek, bölgedeki diğer aktörlerin tepki eşiğini düşürmek olduğunu ifade ediyor. Bu strateji, Çin’in uzun vadede Tayvan’ı çevreleme ve Güney Çin Denizi’ndeki hak iddialarını pekiştirme hedefleriyle uyumlu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Asya-Pasifik’te doğrudan bir taraf olmasa da, Çin’in artan askeri aktivitesi küresel güç dengesini etkilemektedir. Ankara, Pekin ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken, NATO üyesi olarak ittifakın Hint-Pasifik’e yönelik endişelerini de dikkate almak zorundadır. Çin’in Rusya ile artan askeri işbirliği, Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenlik çıkarlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, Tayvan ve Güney Çin Denizi’ndeki gerilimlerin tırmanması, küresel tedarik zincirlerini ve enerji nakil hatlarını tehdit edebilir; bu da Türkiye ekonomisi için risk oluşturur. Ankara’nın, hem Çin ile pragmatik ilişkisini sürdürmesi hem de ittifak bağlarını koruması gereken hassas bir denge politikası izlemesi bekleniyor.