Çin, son yıllarda uluslararası arenada 'Küresel Güney' kavramını kendi perspektifinden yeniden tanımlayarak bu ülkeler nezdinde etkisini pekiştirmeye çalışıyor. Pekin yönetimi, Batı'nın Soğuk Savaş döneminden kalma ve genellikle ekonomik kalkınmışlık düzeyine dayanan tanımından farklı olarak, 'Küresel Güney'i jeopolitik bir blok olarak ele alıyor ve kalkınma yardımları, altyapı yatırımları ve diplomatik girişimlerle bu ülkelerle bağlarını güçlendiriyor. Bu hamle, Çin'in ABD liderliğindeki uluslararası düzene alternatif bir vizyon sunma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Küresel Güney Kavramının Arka Planı
'Küresel Güney' terimi, geleneksel olarak Afrika, Asya, Latin Amerika ve Okyanusya'daki gelişmekte olan ülkeleri tanımlamak için kullanılıyor. Ancak Çin, bu tanımı genişleterek, ekonomik olarak yükselen ama Batı ile siyasi farklılıklar yaşayan ülkeleri de kapsayacak şekilde yeniden şekillendiriyor. Çin Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, 'Küresel Güney'in artık sadece yoksul ülkeleri değil, aynı zamanda adil bir uluslararası düzen arayışında olan tüm gelişmekte olan ekonomileri temsil ettiğini savunuyor. Bu yaklaşım, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) aracılığıyla altyapı projeleri finanse ettiği ülkelerle olan ilişkilerini derinleştirmesine olanak tanıyor.
Pekin'in bu tanımı, Batı'nın 'Küresel Güney' kavramına yüklediği anlamdan önemli ölçüde ayrılıyor. Batılı ülkeler genellikle bu terimi, demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa ekonomisi gibi değerlerle ilişkilendirirken, Çin daha çok egemenlik, kalkınma hakkı ve iç işlere karışmama ilkeleri üzerinde duruyor. Bu farklılık, Çin'in Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı platformlarda gelişmekte olan ülkelerle ortak hareket etme kapasitesini artırıyor.
Son dönemde Çin, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapılar içinde 'Küresel Güney' ülkeleriyle işbirliğini yoğunlaştırdı. Örneğin, 2023 yılında Johannesburg'da düzenlenen BRICS zirvesinde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 'Küresel Güney'in yükselişinin kaçınılmaz olduğunu' vurgulamış ve bu ülkelerin uluslararası finans kurumlarında daha fazla söz hakkı talep etmesini desteklemişti. Ayrıca Çin, Küresel Kalkınma Girişimi (GDI) ve Küresel Güvenlik Girişimi (GSI) gibi platformlarla da bu ülkelere yönelik politikalarını somutlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in 'Küresel Güney' tanımını yeniden şekillendirme çabası, küresel jeopolitik dengeler açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Öncelikle, bu hamle ABD ve müttefiklerinin bu ülkeler üzerindeki etkisini azaltmayı amaçlıyor. Çin, özellikle Afrika, Latin Amerika ve Asya'da altyapı yatırımları, borç verme ve teknoloji transferi yoluyla nüfuzunu artırırken, bu ülkelerin BM gibi platformlarda Çin'e yakın pozisyon almasını sağlayabiliyor.
Öte yandan, Çin'in bu tanımı, 'Küresel Güney' içindeki farklılıkları da beraberinde getiriyor. Bazı ülkeler, Çin'in liderliğini memnuniyetle karşılarken, diğerleri Batı ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler, kendi bölgesel liderliklerini korumak için Çin'in tanımına mesafeli yaklaşabiliyor. Ayrıca, Çin'in 'borç tuzağı' eleştirileri ve insan hakları ihlalleri konusundaki endişeler, bazı Küresel Güney ülkelerinde çekince yaratıyor.
Çin'in bu stratejisi, küresel yönetişim mimarisinde de değişim sinyalleri veriyor. Pekin, G20, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarda gelişmekte olan ülkelerin temsil gücünün artırılmasını savunurken, kendi alternatif kurumlarını (Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi) da güçlendiriyor. Bu durum, uzun vadede uluslararası sistemin çok kutuplu bir yapıya evrilmesine katkıda bulunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu ve tarihsel bağları itibarıyla hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini dengeleyen bir ülke olarak, Çin'in 'Küresel Güney' tanımından doğrudan etkilenebilir. Ankara, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesine yönelik açılımlarını artırırken, Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştiriyor. Çin'in 'Küresel Güney' vurgusu, Türkiye'nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkeler kulvarında yeni işbirliği fırsatları yaratabilir. Ancak Türkiye, NATO üyeliği ve Batı ile entegrasyonu nedeniyle Çin'in jeopolitik bloklaşma çabalarına temkinli yaklaşabilir. Yine de Çin'in altyapı yatırımları ve ticaret ortaklıkları, Türkiye'nin ekonomik çeşitlendirme hedefleriyle örtüşebilir. Bu denge, Türk dış politikasının çok yönlülüğünü koruması açısından kritik önem taşıyor.