Çin, Pasifik Okyanusu'nda gerçekleştirdiği kıtalararası balistik füze (ICBM) denemesiyle küresel güç dengelerinde yeni bir hareketliliğe yol açtı. Pekin yönetimi, füze testini 'rutin' bir faaliyet olarak nitelendirse de, ABD ve müttefikleri bu adımı bölgedeki nükleer caydırıcılık politikalarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirdi. Çin'in artan askeri kapasitesini gözler önüne seren test, Pasifik'teki jeopolitik rekabeti daha da derinleştiriyor.
Denemenin arka planı ve teknik detaylar
Çin Halk Kurtuluş Ordusu, denemeyi uluslararası hava ve deniz sahalarında gerçekleştirdiğini duyurdu. Roket, belirtilmeyen bir noktadan fırlatılarak Pasifik'te önceden belirlenmiş bir hedefe yönlendirildi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, 'Bu, yıllık savunma planımız kapsamında rutin bir testtir ve herhangi bir ülkeyi hedef almamaktadır' açıklamasını yaptı. Ancak uzmanlar, denenenin Dong Feng-41 veya Dong Feng-5 gibi modern ICBM'lerden biri olabileceğini, bunların 12.000 kilometreyi aşan menzilleriyle ABD'nin batı kıyılarına ulaşabilecek kapasitede olduğunu belirtiyor.
Batılı istihbarat kaynakları, Çin'in bu testi daha önce duyurmadığını, bu nedenle bölgedeki hava ve deniz trafiğinde geçici bir güvenlik endişesi yaşandığını aktardı. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ABD müttefikleri, testi 'bölgesel istikrarı zedeleyici' olarak nitelendirirken, Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü (UNIDIR) uzmanları, bu tür denemelerin nükleer silahların yayılmasına ilişkin endişeleri artırdığını ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in bu füze denemesi, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi kapsamında bölgedeki askeri varlığını artırmasına paralel bir zamana denk geldi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) sözcüsü, 'Bu tür eylemler gerilimi tırmandırır ve stratejik istikrarsızlık yaratır' dedi. Çin ise egemenlik hakları çerçevesinde savunma yeteneklerini geliştirme hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Uzmanlar, Çin'in nükleer cephaneliğinin nicelik ve nitelik olarak büyümesinin, ABD ile Rusya arasındaki nükleer silah denetim müzakerelerine Çin'i de dahil etme tartışmalarını beraberinde getirebileceğini belirtiyor.
Pasifik'te artan bu silahlanma yarışı, bölge ülkeleri arasında endişe yaratırken, aynı zamanda bazı ülkelerin askeri ittifaklara yönelmesine neden oluyor. Avustralya'nın AUKUS anlaşması kapsamında nükleer denizaltı edinme planı, Japonya'nın savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 2'sine çıkarma kararı ve Güney Kore'nin füze savunma sistemlerini güçlendirmesi, Çin'in bu hamlesine karşı alınan önlemler arasında sayılabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in kıtalararası balistik füze denemesi, Türkiye'yi doğrudan hedef almasa da, küresel güç dengelerindeki bu tür değişimler dolaylı olarak Türk dış politikasını etkileyebilir. Türkiye, NATO üyesi olarak ittifakın nükleer caydırıcılık politikasının bir parçasıdır; Çin-Rusya-ABD arasındaki stratejik rekabetin derinleşmesi, NATO'nun Asya-Pasifik'e yönelik angajmanını artırabilir, bu da Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu ve savunma harcamalarını etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in artan askeri kapasitesi, Türkiye'nin Çin ile olan ekonomik ilişkilerinde (Örneğin, Kuşak ve Yol Girişimi) yeni bir pazarlık unsuru yaratabilir. Savunma sanayii alanında Türkiye'nin füze ve roket teknolojilerindeki ilerlemeleri, bu tür küresel gelişmelerin yakından takip edilmesini gerektiriyor.