Çin Halk Kurtuluş Ordusu, geçtiğimiz günlerde Pasifik Okyanusu'nda bir denizaltından kıtalararası balistik füze (ICBM) denemesi gerçekleştirdi. Testin önceden bildirilen ülkeler listesi ve zamanlaması, Pekin'in bu hamlesinin yalnızca askeri güç gösterisinden ibaret olmadığını, aynı zamanda bölgesel ve küresel dengelere yönelik stratejik bir mesaj taşıdığını ortaya koyuyor. Füzenin menzili, tipi ve hedef bölgesi konusunda resmi açıklama sınırlı kalsa da, askeri uzmanlar testin nükleer caydırıcılık kapasitesini vurgulamayı amaçladığını belirtiyor.
Testin Arka Planı: Önceden Bildirim ve Zamanlama
Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Çin testten önce belirli ülkeleri bilgilendirdi. Bu ülkeler arasında ABD, Japonya, Güney Kore ve bazı Pasifik ada ülkelerinin yer aldığı belirtiliyor. Önceden bildirim, Çin'in son yıllarda artan askeri faaliyetlerine rağmen uluslararası normlara uyma çabası olarak yorumlanabilir. Ancak, listenin sınırlı tutulması ve testin Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimlerin tırmandığı bir döneme denk getirilmesi dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre, testin zamanlaması tesadüf değil. Çin, aynı dönemde ABD'nin Filipinler'deki askeri üslerini genişletme kararına ve AUKUS ittifakı kapsamında Avustralya'ya nükleer denizaltı teknolojisi transferine tepki gösteriyor. Denizaltından fırlatılan balistik füze (SLBM) teknolojisi, hayatta kalma kabiliyeti yüksek bir nükleer caydırıcılık unsuru olarak kabul ediliyor. Bu testle Çin, ikinci darbe kapasitesini koruduğunu ve ABD'nin füze savunma sistemlerini aşabileceğini kanıtlamayı hedefliyor.
Askeri analistler, testte kullanılan füzenin Julang-3 (JL-3) olduğunu tahmin ediyor. JL-3, 12.000 kilometre menzile sahip ve tip 096 tipi nükleer denizaltılardan fırlatılabiliyor. Bu füzenin, ABD'nin batı kıyısı da dahil olmak üzere kıtalararası hedefleri vurabildiği belirtiliyor. Çin, denizaltı filosunu modernize ederek, ABD'nin Pasifik'teki askeri üstünlüğüne meydan okuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Pasifik'te Güç Dengesi
Bu test, Pasifik bölgesinde artan silahlanma yarışının bir parçası olarak değerlendiriliyor. ABD, Japonya, Avustralya ve Filipinler arasındaki güvenlik işbirliği derinleşirken, Çin de askeri kapasitesini artırıyor. İki kıta arasında sıkışan bölge ülkeleri, artan gerilimden endişe duyuyor. Özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik tartışmaları, bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Küresel ölçekte ise, test nükleer silahsızlanma çabalarına darbe vuruyor. ABD ve Rusya arasındaki Yeni START anlaşmasının süresi 2026'da dolarken, Çin'in nükleer cephaneliğini genişletmesi, silah kontrolü rejimini zorluyor. Çin, nükleer politikasında “ilk kullanmama” taahhüdünü sürdürse de, füze testleri bu taahhüdün sorgulanmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu gelişmeyi doğrudan etkileyen bir ülke olmasa da, Asya-Pasifik'teki güç dengesi değişiklikleri küresel sistemi etkiliyor. Çin'in artan askeri kapasitesi, ABD'nin bölgeye daha fazla odaklanmasına yol açabilir ve bu da NATO içindeki dengeleri kaydırabilir. Türkiye, Çin'le ekonomik ilişkilerini (İpek Yolu projesi) sürdürürken, aynı zamanda NATO üyesi olarak ABD'nin güvenlik garantilerine bağımlı. Füze testi, Türkiye'nin savunma sanayii politikalarına da dolaylı etki yapabilir; özellikle füze teknolojilerinde bağımsızlaşma çabalarına ivme kazandırabilir. Türkiye, bu tür stratejik gerginliklerde denge politikası izlemeye devam edecektir.