Çin’in ulusal çocuk bakım ödeneği, çocuk yetiştirmenin pahalı olduğu gibi basit bir gerçeği kabul eden cesaret verici bir adım olarak öne çıkıyor. Hükümet, üç yaş altı her çocuk için ailelere yıllık 3.600 yuan (yaklaşık 532 dolar) sağlayan programa bu yıl 99,9 milyar yuan (14,8 milyar dolar) ayırdı. Ancak uzmanlar, bu tür mali desteklerin tek başına doğurganlık oranını artırmaya yetmeyeceğini, asıl belirleyicinin kadın-erkek eşitliği olduğunu vurguluyor.
Doğurganlık krizi: Neden 99,9 milyar yuan yeterli değil?
Çin, 2023’te 9,02 milyon doğumla son 60 yılın en düşük doğum sayısını kaydetti. Resmi doğurganlık oranı, 2022’de 1,09 ile dünya ortalamasının oldukça altında kaldı; bu, nüfusun yaşlanması ve işgücünün daralması anlamına geliyor. Hükümet, 2015’te tek çocuk politikasını bırakarak iki çocuğa izin verdi, 2021’de ise üç çocuğu serbest bıraktı. Ancak bu adımlar, hızla artan yaşam maliyetleri, iş-yaşam dengesi sorunları ve kadınların kariyer baskıları karşısında etkisiz kaldı.
Yeni ödenek, aileleri maddi olarak rahatlatmayı hedefliyor. Ancak uzmanlar, bu miktarın kentsel bölgelerde ortalama çocuk yetiştirme maliyetinin çok altında olduğuna dikkat çekiyor. Örneğin, Şanghay gibi büyük şehirlerde bir çocuğun yıllık bakım masrafı 10.000 yuan’ı aşabiliyor. Dahası, yalnızca 3 yaşına kadar olan süreyi kapsaması, okul öncesi dönemin en pahalı olduğu göz önüne alındığında eleştiriliyor. Çinli araştırmacılar, bu tür ödeneklerin doğum kararlarını etkilemek için yetersiz olduğunu, çünkü asıl endişenin uzun vadeli eğitim, barınma ve sağlık giderleri olduğunu belirtiyor.
Cinsiyet eşitliği: Çin’in göz ardı ettiği çözüm
Artan doğum oranı için en kritik faktör, kadınların iş gücüne katılımını kolaylaştıran politikalar. Çin’de kadınlar, iş yerinde ayrımcılığa ve çocuk bakımının büyük ölçüde annelerin omzuna yüklenmesine maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’na göre, Çin’de kadınların iş gücüne katılım oranı son 20 yılda %20 azaldı ve bunun en önemli nedenleri evlilik ve annelik. Kadınlar, çocuk doğurduklarında kariyer olanaklarını kaybetme korkusu yaşıyor; bu da birçok aileyi tek çocukla sınırlamaya itiyor.
Uzmanlar, nakit yardımların yanında ücretli babalık izni, erişilebilir ve uygun fiyatlı kreşler, esnek çalışma saatleri ve iş yerinde ayrımcılığı önleyen yasaların hayata geçirilmesini öneriyor. Örneğin, İsveç ve Japonya gibi ülkelerde cinsiyet eşitliğini artıran politikalar doğurganlık oranlarında kısmi toparlanmalar sağladı. Çin’in kırsal kesimlerinde ise geleneksel cinsiyet rollerinin daha baskın olması, kız çocuklarına yönelik ayrımcılığı körüklüyor. Bu nedenle, şehirli eğitimli kadınların doğurganlık oranı düşerken, kırsaldaki ailelerin daha fazla çocuk yapma eğilimi, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor.
Çin’in nüfus politikası, sadece devletin değil, toplumsal cinsiyet normlarının da dönüşümünü gerektiriyor. Hükümetin son ödeneği, bu karmaşık sorunun çözümüne katkı sağlayabilir; ancak kalıcı bir çözüm, kadınların iş gücünde ve toplumda gerçek eşitlik kazanmasına bağlı. Pekin’in bu yönde adımlar atmaması halinde, nakit teşviklerin doğum oranı üzerindeki etkisi sınırlı kalacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’deki doğurganlık krizi, Türkiye’nin benzer demografik zorluklarıyla paralellikler taşıyor. Türkiye’de de doğurganlık hızı son on yılda belirgin şekilde düştü; 2023’te 1,51’e geriledi. Deneyimler, sadece mali teşviklerin etkili olmadığını, kadın istihdamını destekleyen politikaların önemini ortaya koyuyor. Türkiye, kreş açığını kapatmak ve kadınların iş gücüne katılımını artırmak için somut adımlar atmalı. Çin’in bu alandaki başarısızlığı, Türkiye için uyarıcı bir örnek teşkil ediyor; toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan nüfus politikalarının başarıya ulaşması zor görünüyor.