Pekin'de geçtiğimiz hafta düzenlenen uluslararası kolluk kuvvetleri ekipmanları fuarında, Çinli şirketlerin sergilediği yapay zeka destekli biyometrik cihazlar, polisin şüphelilerin fiziksel sağlık durumunu, psikolojik halini ve hatta risk seviyesini anlık olarak değerlendirmesine olanak tanıyor. Yeni nesil bu teknolojiler, Çin'in kolluk kuvvetlerinde yapay zeka kullanımını bir adım öteye taşırken, etik ve kişisel mahremiyet konularında da tartışmaları alevlendiriyor.
Gelişmenin arka planı: Biyometrik gözetimde yeni dalga
Fuarda boy gösteren cihazlar arasında, şüphelilerin kalp atış hızı, solunum düzeni, yüz ifadeleri ve ses tonu gibi biyobelirteçleri analiz ederek duygusal durum ve yalan söyleme olasılığını tespit eden sistemler öne çıktı. Şirket yetkilileri, bu cihazların özellikle sorgulama sırasında polise anlık veri sağlayarak karar alma sürecini hızlandırdığını belirtti. Ayrıca, kamusal alanlarda konuşlandırılan yüz tanıma kameralarına entegre edilebilen yazılımlar, kalabalık içinde yüksek risk taşıdığı düşünülen kişileri otomatik olarak işaretleyebiliyor.
Çin, son yıllarda yapay zeka ve büyük veri teknolojilerini kolluk kuvvetleri ve kamu güvenliği alanında yoğun şekilde kullanıyor. 2023 yılında faaliyete geçen ülke çapındaki "Akıllı Polis" sistemi, 200 milyondan fazla kamerayı merkezi bir veri tabanına bağlayarak yüz tanıma, plaka okuma ve davranış analizi yapıyor. Bu yeni nesil taşınabilir cihazlar, mevcut altyapıyı tamamlayarak polis memurlarının sahada daha hızlı ve doğru karar vermesini hedefliyor.
Ancak sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri, bu teknolojilerin potansiyel suiistimallere açık olduğu uyarısında bulunuyor. Özellikle duygusal durum ve yalan tespiti iddialarının bilimsel geçerliliğinin tartışmalı olduğu, bu tür sistemlerin yanlış pozitif sonuçlarının masum kişileri hedef haline getirebileceği ifade ediliyor. Pekin yönetimi ise söz konusu sistemlerin suç önleme ve kamu güvenliğini artırmadaki etkinliğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Teknoloji yarışında yeni cephe
Çin'in yapay zeka destekli polis teknolojileri, küresel gözetim teknolojileri pazarında da yeni bir rekabet alanı açıyor. Pekin merkezli firmalar, geliştirdikleri sistemleri yalnızca iç pazarda kullanmakla kalmayıp, Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ülkelere de ihraç ediyor. Bu durum, Batılı ülkelerin insan hakları endişeleriyle karşı karşıya kalan teknoloji transferi politikalarına meydan okuyor.
Özellikle Hong Kong, Şinhay ve Makao gibi özel idari bölgelerde, bu tür sistemlerin protesto ve toplumsal olayların kontrolünde kullanıldığı rapor ediliyor. 2019'daki Hong Kong protestolarında, Çin anakarasından getirilen yüz tanıma sistemlerinin protestocuların kimliklerini tespit etmek için kullanıldığı belirtilmişti. Yeni cihazlar, benzer şekilde protesto ortamlarında duygusal durum ve risk analizi yaparak polise müdahale önceliği belirlemede yardımcı olabilir.
ABD ve Avrupa Birliği, Çin'in bu teknolojileri özellikle Uygur Türkleri gibi azınlık gruplarına yönelik baskıda kullandığı iddialarına karşı tedbirler alıyor. 2022'de ABD Ticaret Bakanlığı, yapay zeka destekli gözetim sistemleri geliştiren bazı Çinli şirketleri ticari kara listeye eklemişti. Öte yandan, Güneydoğu Asya ülkeleri, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadelede etkin olduğu gerekçesiyle Çin sistemlerine ilgi gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'deki bu teknolojik gelişme, Türkiye'nin kolluk kuvvetlerinde kullanılan benzer sistemler açısından önemli bir referans oluşturuyor. Türkiye, özellikle terörle mücadele ve kamu güvenliği alanında biyometrik tanıma sistemlerini yıllardır kullanıyor. Ancak, duygusal durum ve psikolojik analiz gibi daha ileri yapay zeka uygulamalarının etik sınırları ve hukuki altyapısı henüz netleşmiş değil. Türkiye'nin bu teknolojilere ilgisi, Çin ile güvenlik alanındaki iş birliğini derinleştirebilir. Bununla birlikte, Avrupa Birliği'nin bu tür sistemlere yönelik eleştirileri, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde bir gerilim unsuru haline gelebilir. Ayrıca, Türkiye'de kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler, bu tür uygulamaların hayata geçirilmesinde dikkatli bir denge kurulmasını gerektiriyor. Küresel ölçekte yapay zeka destekli gözetim teknolojilerinin yaygınlaşması, Türkiye'nin hem güvenlik politikalarını hem de insan hakları taahhütlerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir.