Çin, son yıllarda uluslararası ilişkiler literatüründe sıkça kullanılan ‘Tukidides Tuzağı’ (Thucydides Trap) kavramını benimseyerek, küresel istikrarın korunması ve gerilimin tırmanmasının önlenmesi sorumluluğunu dolaylı yoldan ABD’ye yüklemeye çalışıyor. Pekin yönetimi, bu antik Yunan tarihçisinin Peloponez Savaşı’na ilişkin analizini, Çin’in yükselişi ile ABD’nin mevcut hegemonyası arasındaki rekabeti tanımlamak için araçsallaştırıyor. Tukidides’in öne sürdüğü gibi, yükselen bir gücün mevcut büyük gücü tehdit etmesi kaçınılmaz olarak çatışmaya yol açar. Ancak Çin, bu tuzağın farkında olduğunu ve bundan kaçınmak istediğini iddia ederek, aslında ABD’yi saldırgan ve statükoyu bozan taraf olarak konumlandırıyor. Bu strateji, uluslararası kamuoyunda Çin’e sempati kazandırma ve ABD’nin müttefiklerini endişelendirme potansiyeli taşıyor.
Kavramın arka planı ve Çin’in yorumu
Tukidides Tuzağı terimi, Harvard Üniversitesi’nden siyaset bilimci Graham Allison tarafından popülerleştirilmiştir. Allison, tarihsel örneklerden yola çıkarak, yükselen bir gücün (Çin) mevcut hegemon gücü (ABD) tehdit etmesi durumunda savaş olasılığının yüksek olduğunu savunmuştur. Çin yönetimi, bu kavramı kendi avantajına kullanarak, ABD’nin Çin’in barışçıl yükselişine karşı aşırı tepki verdiğini ve gerilimi tırmandırdığını öne sürmektedir. Özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi ve teknoloji alanındaki rekabet gibi konularda, Çin kendini ‘çevrelenen’ ve ‘hedef alınan’ taraf olarak göstermeye çalışmaktadır. Pekin, Tukidides Tuzağı’nı bir uyarı olarak değil, aksine ABD’nin sorumluluğunu vurgulayan bir söylem aracına dönüştürmüştür.
Bu yaklaşım, Çin’in son dönem diplomatik dokümanlarında ve devlet medyasında sıkça işlenmektedir. Örneğin, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, ‘Tukidides Tuzağı’nın bir kader olmadığını, ancak ABD’nin Çin’e karşı yanlış politikalarının bu tuzağa düşülmesine neden olabileceğini’ ifade etmektedir. Bu söylem, uluslararası toplumda ABD’nin Çin’e karşı ‘saldırgan’ bir tutum sergilediği algısını güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Küresel güç dengesi ve bölgesel yansımalar
Çin’in bu stratejisi, sadece ABD-Çin ikili ilişkilerini değil, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengesini de etkilemektedir. Japonya, Avustralya ve Hindistan gibi ABD müttefikleri, Çin’in bu retoriğinin ardında yayılmacı hedefler olabileceği endişesini taşımaktadır. Öte yandan, gelişmekte olan birçok ülke, ABD’nin ‘demokrasi vs. otokrasi’ kutuplaşmasına karşı Çin’in ‘barışçıl kalkınma’ vurgusuna sempati duyabilmektedir. Afrika ve Latin Amerika’da Çin’in altyapı yatırımları ve Kuşak ve Yol Girişimi, Pekin’in ‘kazan-kazan’ söylemiyle uyumlu bir imaj çizmektedir. Ancak, Tukidides Tuzağı’nın silah haline getirilmesi, ABD’nin Çin’e yönelik teknolojik yaptırımlarını ve askeri ittifaklarını güçlendirmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu dinamik, önümüzdeki dönemde hem Doğu Asya’da hem de küresel ölçekte gerilimin artmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki bu rekabette dengeli bir pozisyon benimsemeye çalışmaktadır. Ankara, Çin ile ekonomik işbirliğini (Kuşak ve Yol, ticaret) sürdürürken, NATO üyesi olarak ABD ile güvenlik bağlarını da korumaktadır. Ancak Çin’in Tukidides Tuzağı'nı kullanması, Türkiye'nin iki güç arasında sıkışma riskini artırabilir. Özellikle Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Orta Asya’da Çin'in artan etkisi, Türkiye’nin çıkarlarıyla zaman zaman çelişebilir. Türkiye, bu rekabetten zarar görmemek için çok yönlü dış politika anlayışını sürdürmeli ve hesaplı bir tarafsızlık stratejisi izlemelidir. Aksi takdirde, Türkiye’nin bölgesel inisiyatifleri ve ulusal güvenliği olumsuz etkilenebilir.