Hong Kong'da 1989 Tiananmen olaylarını anma etkinlikleri düzenleyen aktivistler, Çin yargısı tarafından 7 yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı. Bu karar, Çin topraklarında Tiananmen kurbanlarını anmanın neredeyse tamamen yasaklandığı bir dönemde geldi. Hong Kong, bir zamanlar Çin toprakları içinde insanların 1989 katliamını anmak için bir araya gelebildiği tek yerlerden biriydi. Ancak 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası ve ardından gelen baskılar, bu tür anma etkinliklerini fiilen imkânsız hale getirdi.
Tiananmen Anmalarının Tarihçesi ve Son Durum
1989 yılında Beijing'deki Tiananmen Meydanı'nda başlayan öğrenci protestoları, 4 Haziran'da askeri müdahale ile sona erdi. Resmi rakamlara göre yüzlerce, bağımsız kaynaklara göre binlerce kişi hayatını kaybetti. O günden bu yana Çin anakarasında her türlü anma etkinliği yasaklandı. Hong Kong, 1997'de İngiltere'den Çin'e devredilmesinin ardından "tek ülke, iki sistem" çerçevesinde özel bir özerkliğe sahipti ve burada her yıl 4 Haziran'da Victoria Park'ta on binlerce kişinin katıldığı anma törenleri düzenlenirdi. Ancak 2020'de kabul edilen ve muhalefeti susturmak için kullanılan Ulusal Güvenlik Yasası sonrası bu etkinlikler yasaklandı. Önde gelen aktivistler ya tutuklandı ya da sürgüne gitti.
Son olarak, Hong Kong'da Tiananmen anmalarını organize etmekle suçlanan bir grup aktivist, "yasadışı örgütlenme" ve "kamu düzenini bozma" suçlamalarıyla yargılandı. Mahkeme, aralarında önde gelen isimlerin bulunduğu sanıklara 7 yıla varan hapis cezaları verdi. Bu cezalar, Hong Kong'da ifade özgürlüğünün ne kadar daraldığını gözler önüne seriyor. Çin hükümeti, Tiananmen olaylarını "karşı-devrimci isyan" olarak nitelendiriyor ve konunun tartışılmasını kesinlikle yasaklıyor.
Uluslararası Tepkiler ve Bölgesel Yansımalar
Karar, uluslararası insan hakları örgütleri ve Batılı hükümetler tarafından kınandı. Amnesty International, cezaları "siyasi motivasyonlu" olarak değerlendirirken, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Hong Kong'da özgürlüklerin sistematik olarak baskı altına alındığını belirtti. İngiltere, 1984 tarihli Çin-İngiltere Ortak Bildirgesi'ne atıfta bulunarak endişelerini dile getirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı ise kararın "içişleri" olduğunu ve dış müdahaleyi kabul etmeyeceklerini açıkladı. Hong Kong hükümeti, yargının bağımsız olduğunu savundu.
Bu gelişme, Çin'in Hong Kong üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırdığını gösteriyor. 2020'den bu yana onlarca aktivist tutuklandı, bağımsız medya kuruluşları kapatıldı ve sivil toplum örgütleri dağıtıldı. Tiananmen anmalarının yasaklanması, Hong Kong'un "tek ülke, iki sistem" çerçevesindeki özerkliğinin geri dönülmez biçimde erozyona uğradığının bir sembolü haline geldi. Bölgesel olarak, Tayvan ve diğer Asya demokrasileri, Hong Kong'daki gelişmeleri yakından izliyor; Çin'in baskıcı politikalarının bölgede istikrarsızlığa yol açabileceği endişesi var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda Çin ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini geliştirmeye öncelik veriyor. Hong Kong'daki bu son gelişme, Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi söylemleriyle Çin ile artan ticari bağımlılığı arasında bir denge kurmasını zorlaştırabilir. Türkiye, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nde önemli bir ortak ve özellikle enerji, altyapı ve teknoloji alanlarında işbirliği yapıyor. Ancak Türk kamuoyu, Müslüman Uygur Türklerine yönelik baskılar nedeniyle Çin'e karşı hassas. Hong Kong'daki aktivistlere verilen cezalar, Türkiye'nin Çin ile ilişkilerinde insan hakları boyutunu daha fazla öne çıkarmasına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Batılı müttefikleriyle uyumlu bir şekilde Çin'e yönelik eleştirel tutum alması, NATO içindeki konumunu da etkileyebilir.