Çin ile Rusya arasındaki stratejik ortaklık, Batılı analistlerin sıklıkla hafife aldığı bir tehdit olarak karşımızda duruyor. Pekin ve Moskova, kısa bir süre öncesine kadar akla hayale gelmeyecek şekillerde işbirliği yapmaya başladı. Özellikle Ukrayna savaşı ve Tayvan gerilimleri, iki ülkeyi birbirine daha da yakınlaştırdı. Bu ittifak, askeri tatbikatlardan teknoloji transferine, enerji anlaşmalarından Birleşmiş Milletler'deki oy birliğine kadar pek çok alanda kendini gösteriyor. ABD ve müttefikleri, bu iki büyük gücün koordineli hamlelerine karşı koymak için yeni stratejiler geliştirmek zorunda.
Gelişmenin Arka Planı
Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma, 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinin ardından hız kazandı. Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan Moskova, doğal olarak Pekin'e yöneldi. Çin ise, ABD ile ticaret savaşının sürdüğü bir dönemde, Rusya'yı stratejik bir müttefik olarak gördü. İki ülke, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda bir araya gelerek ortak askeri tatbikatlar düzenledi. 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Çin, Moskova'ya diplomatik ve ekonomik destek verirken, aynı zamanda Batı yaptırımlarını da eleştirdi. Karşılıklı ziyaretler ve anlaşmalar, ilişkilerin kurumsallaştığını gösteriyor. Örneğin, 2023 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 200 milyar doları aştı.
Askeri alanda ise, Çin ve Rus savaş gemileri Pasifik'te ortak devriyeler düzenliyor, hava kuvvetleri ortak tatbikatlar yapıyor. Özellikle stratejik bombardıman uçaklarının birlikte uçuşları, Batılı güçler için bir uyarı niteliği taşıyor. Ayrıca, Rusya'nın Ukrayna'da kullandığı bazı silah sistemlerinin Çin teknolojisi içerdiği iddia ediliyor. Bu işbirliği, ABD'nin Asya-Pasifik'teki müttefikleriyle kurmaya çalıştığı ittifaklara meydan okuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin-Rusya ittifakı, sadece iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bir güç dengesi oluşturuyor. Avrupa'da Rusya'nın askeri tehdidi devam ederken, Asya'da Çin'in Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki iddiaları gerginliği artırıyor. İki ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde sık sık ABD ve müttefiklerine karşı oy birliği yapıyor. Ayrıca, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapılar aracılığıyla Batı hegemonyasına alternatif bir dünya düzeni inşa etmeye çalışıyorlar. Enerji alanında, Rusya'nın doğalgaz ve petrolünü Çin'e yönlendirmesi, küresel enerji piyasalarını yeniden şekillendiriyor. Teknoloji cephesinde ise, Çin yapımı çiplerin Rus silahlarında kullanılması, Batı yaptırımlarının delinmesine yol açıyor. Bu işbirliği, NATO ve ABD'nin müttefikleri için ciddi bir güvenlik sorunu oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ve Rusya ile dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışırken, bu ittifakın güçlenmesi Ankara için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Ekonomik olarak, Rusya'ya yönelik yaptırımların delinmesi Türk şirketlerine yeni pazarlar açabilir; ancak Batı ile ilişkilerde sorun yaratabilir. Güvenlik açısından, Karadeniz'de Rusya'nın artan askeri varlığı Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Ayrıca, Çin'in Orta Asya'da artan etkisi, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu sınırlayabilir. Türkiye, Batı ile ilişkilerini korurken, bu iki güçle de pragmatik bir denge politikası izlemek zorunda.