Çin, Pasifik ada ülkelerini kendi kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirmek amacıyla, 15. Beş Yıllık Planı'nı (FYP) bölgede tanıtmak için 'muhtemelen' hedefli bir kampanya yürüttü. Yeni bir rapora göre, bu kampanya diplomatik temaslar, mali teşvikler ve medya faaliyetlerini içeriyor. Alliance Futures Initiative tarafından hazırlanan rapor, Beijing'in Pasifik'teki nüfuzunu artırma çabalarının kapsamını ve yöntemlerini gözler önüne seriyor. Raporda, Çin'in bu girişimlerle Pasifik ülkelerinin kalkınma önceliklerini kendi planına entegre etmeyi amaçladığı belirtiliyor.
Raporun Bulguları ve Yöntemler
Rapor, Çin'in Pasifik'teki diplomatik misyonlarının, yerel hükümet yetkilileri ve iş dünyası liderleriyle yaptığı toplantılarda 15. FYP'nin faydalarını vurguladığını ortaya koyuyor. Özellikle altyapı, dijital ekonomi ve yeşil enerji alanlarındaki işbirliği tekliflerinin ön plana çıkarıldığı belirtiliyor. Ayrıca, Çin devlet medyasının bölgede İngilizce ve Fransızca yayınlar yaparak planı tanıttığı, başarı hikayelerini öne çıkardığı ifade ediliyor. Mali teşvikler kapsamında ise, düşük faizli krediler ve hibelerin, 15. FYP ile uyumlu projelere kanalize edildiği kaydediliyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın Çin'in dış politika aracı olarak 'kalkınmacılığı' nasıl kullandığının bir örneği olduğunu vurguluyor.
Raporda ayrıca, Çin'in bu kampanyasının Yeni Zelanda ve Avustralya gibi bölgesel aktörlerin etkisini dengeleme amacı taşıdığına dikkat çekiliyor. Çin'in Pasifik'teki varlığı, özellikle güvenlik ve borç sürdürülebilirliği konularında batılı ülkelerde endişe yaratmıştı. Alliance Futures Initiative, raporunda bu kampanyanın etkinliğinin ülkeden ülkeye değiştiğini, bazı Pasifik ülkelerinin Çin'in tekliflerine daha açık olduğunu, bazılarının ise çeşitlendirme stratejisi izlediğini belirtiyor. Örneğin, Solomon Adaları ve Kiribati, Çin ile daha yakın ilişkiler kurarken; Papua Yeni Gine ve Fiji, dengeli bir yaklaşım sergiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, Çin ile ABD ve müttefikleri arasındaki Büyük Güç Rekabeti'nin Pasifik'teki yansıması olarak değerlendiriliyor. ABD, İngiltere ve Avustralya'nın oluşturduğu AUKUS paktı ve ABD'nin bölgeye yönelik artan ilgisi, Çin'i harekete geçiren faktörler arasında. Çin'in 15. FYP'si, 2021-2025 dönemini kapsıyor ve 'yeni kalkınma paradigması' olarak adlandırılan iç tüketim ve teknolojik bağımsızlığa odaklanıyor. Bu planın dış politika ayağında ise Kuşak ve Yol Girişimi'nin (BRI) yanı sıra, küresel kalkınma girişimleri çerçevesinde ülkelerle işbirliği yapılması hedefleniyor. Raporda, Pasifik ada ülkelerinin iklim değişikliğiyle mücadele, deniz kaynaklarının yönetimi ve altyapı ihtiyaçları gibi konularda Çin'in tekliflerinin cazip olabildiği, ancak bunun bağımlılık riskleri de taşıdığı vurgulanıyor.
Küresel ölçekte ise, Çin'in Pasifik'teki bu hedefli kampanyası, gelişmekte olan ülkelerle işbirliğini artırma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Çin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) gibi platformlarda da Pasifik ada ülkelerinin yanında yer alarak onların desteğini kazanmaya çalışıyor. Ancak, bazı analistler, Çin'in bu yaklaşımının uzun vadede sürdürülebilirliğinin, borç krizi yönetimi ve yerel halkların memnuniyetine bağlı olduğunu ifade ediyor. Örneğin, Çin'in bazı Pasifik ülkelerinde yaptığı yatırımlar, işçi hakları ve çevre standartları nedeniyle eleştirilmişti. Bu durum, Çin'in yumuşak güç çabalarının önünde bir engel oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika'da izlediği kalkınma işbirliği politikalarıyla paralellikler taşıyor. Ankara, benzer şekilde kalkınma yardımları, ticaret anlaşmaları ve kültürel diplomasiyi bir arada kullanarak etki alanını genişletmeye çalışıyor. Çin'in Pasifik'teki bu hedefli kampanyası, gelişmekte olan ülkelerde etki kurmak isteyen tüm aktörler için bir model oluşturabilir. Türkiye'nin, Çin'in bu stratejisinden çıkarımlar yaparak kendi dış politikasında etkinliği artırması mümkün. Ancak, Türkiye'nin Pasifik'te doğrudan bir çıkarı bulunmamakla birlikte, uluslararası sistemdeki güç dengelerindeki bu tür kaymalar, küresel ticaret ve güvenlik ortamını etkileyerek dolaylı sonuçlar doğurabilir.