Çin Halk Cumhuriyeti, Ortadoğu'da etki mücadelesinde ABD'yi geride bırakıyor. Washington yönetimi 'etki' kavramını her askeri üs kapanışında sızan mistik bir buhar gibi tartışırken, Pekin'in bölgede hızla büyüyen nüfuzu, etkinin askeri varlıktan çok ekonomik ve diplomatik araçlarla da gelebileceğini gösteriyor. İran destekli grupların saldırıları sonucu hasar gören ABD üslerinin yeniden inşa edilip edilmeyeceğini ve nerede inşa edileceğini tartışan Pentagon'a karşı, Çin kuşak ve yol girişimi kapsamında limanlar, demiryolları ve enerji projeleriyle bölge ülkeleriyle bağlarını güçlendiriyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2022 sonunda Suudi Arabistan ziyareti ve ardından İran ile Suudi Arabistan arasındaki diplomatik normalleşme sürecinde oynadığı arabuluculuk, Pekin'in yeni rolünü ortaya koydu. Bu gelişmeler, ABD'nin on yıllardır sürdürdüğü güvenlik odaklı yaklaşımını sorgulatıyor.
Çin'in Yükselen Etkisi ve Ekonomik Diplomasi
Çin'in Ortadoğu'daki etkisi, öncelikle ekonomik yatırımlar ve ticaret anlaşmalarıyla şekilleniyor. Çin, bölgedeki en büyük ticaret ortağı konumunda. 2022 verilerine göre Çin'in Ortadoğu ülkeleriyle ticaret hacmi 300 milyar doları aştı. Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Halife Limanı, Umman'daki Duqm Limanı ve İsrail'in Hayfa Limanı gibi kritik altyapı projelerine yatırım yapılıyor. Ayrıca Çin, Suudi Arabistan ve İran gibi rakip ülkelerle aynı anda yakın ilişkiler kurabiliyor. Mart 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran arasında yedi yıl aradan sonra diplomatik ilişkilerin yeniden başlaması, Pekin'in bölgesel bir aktör olarak kabul gördüğünün işareti. Bu anlaşma, ABD'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü zayıflattı.
Askeri alanda ise Çin, üs kurmaktan ziyade silah satışı ve ortak tatbikatlarla varlığını artırıyor. Suudi Arabistan'a insansız hava araçları, balistik füze teknolojisi ve hava savunma sistemleri satan Çin, BAE ile de askeri işbirliğini derinleştirdi. 2023'te Çin, Suudi Arabistan ve İran'ın katıldığı ortak deniz tatbikatı düzenledi. Bu, bölgede güvenlik mimarisinin değiştiğini gösteriyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ise sorgulanıyor: Irak ve Suriye'deki üsler sık sık saldırıya uğruyor, Afganistan'dan çekilme sonrası bölgedeki güvenilirlik tartışılıyor. Pentagon, İran'ın vekil gruplarına karşı üslerini güçlendirmeyi düşünse de, bu stratejinin maliyeti ve etkinliği belirsiz.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in Ortadoğu'daki yükselişi, küresel güç dengelerini etkiliyor. ABD'nin bölgeden kısmi çekilme eğilimi, Rusya'nın da Suriye ve Libya'daki varlığıyla birleşince, bölge çok kutuplu bir yapıya evriliyor. Çin, enerji güvenliği için Basra Körfezi'ne bağımlı; petrol ithalatının yarısından fazlası buradan geliyor. Bu nedenle Çin, bölgede istikrarı korumak için diplomatik çözümlere öncelik veriyor. Öte yandan, ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek ve İran'a yönelik yaptırımlar, Washington'ın bölgedeki ittifak ağını zayıflatıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi geleneksel ABD müttefikleri, artık Çin ile ekonomik ve teknolojik işbirliğini çeşitlendiriyor. Bu, ABD'nin bölgedeki hegemonyasının sona erdiği anlamına gelmiyor; ancak Çin'in etkisi artık yadsınamaz bir gerçek.
Uzmanlar, Çin'in askeri üs kurma girişimlerinin sınırlı olduğunu, ancak Cibuti'deki ilk denizaşırı üssünün bir model oluşturabileceğini belirtiyor. Çin ayrıca, Suudi Arabistan ve İran arasındaki anlaşmanın ardından Yemen'deki ateşkes görüşmelerinde de rol almaya başladı. Bu, Pekin'in sadece ekonomik değil, siyasi ve güvenlik alanında da etkin olma isteğini gösteriyor. ABD ise askeri üslerine odaklanmış durumda; fakat bu üslerin geleceği belirsiz. İran'ın bölgedeki vekil güçleri üzerinden ABD'ye yönelik tehditleri, Washington'ı savunma harcamalarını artırmaya itiyor. Ancak Çin, askeri değil ekonomik ve diplomatik araçlarla nüfuzunu artırarak, ABD'nin onlarca yıllık stratejisini geçersiz kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Ortadoğu'daki artan etkisi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nde kritik bir koridor ülkesi; Orta Koridor girişimiyle bu projeye entegre olmayı hedefliyor. Çin ile ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmek, Türkiye'nin ekonomik çeşitliliğine katkı sağlayabilir. Ancak Çin'in İran ve Suudi Arabistan ile yakınlaşması, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki konumunu yeniden tanımlamasını gerektirebilir. ABD'nin bölgedeki etkisinin azalması, Türkiye'nin NATO içindeki stratejik değerini sorgulatırken, aynı zamanda bağımsız hareket alanını genişletebilir. Türkiye, Çin'in arabuluculuk rolünü destekleyerek bölgesel istikrara katkı sağlayabilir; fakat Çin'in enerji bağımlılığı ve askeri kapasitesi, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla her zaman örtüşmeyebilir. Bu nedenle Türkiye, denge politikası izlemeli.