Çin, küresel ekonomik varlığını, artık bu varlığın üzerinde faaliyet gösterebilecek askeri erişimle eşleştirmeye başlıyor. Bunun en somut kanıtı Mısır'dan geldi. Çin'e ait J-16 savaş uçakları, havada yakıt ikmali yapan YU-20 tankerlerinin desteğiyle yakın zamanda Mısır'a uçtu. Çin jetleri, Mısır'ın ev sahipliğinde düzenlenen ve hava kuvvetleri tatbikatı olan 'Hava Bulutu' tatbikatına katılıyor. Bu gelişme, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun (PLA) artık kendi bölgesinin çok ötesinde, Orta Doğu ve Afrika'da askeri operasyonlar gerçekleştirebilme kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Bu, Çin'in dünya sahnesindeki rolünü ekonomik güçten jeopolitik ve askeri bir güce dönüştürme stratejisinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Mısır ile Çin arasındaki bu ortak askeri tatbikat, iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin derinleştiğinin bir göstergesi. Mısır, Orta Doğu'da stratejik bir konuma sahip ve Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin (BRI) önemli bir ortağı. Çin, Mısır'da Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'nde büyük yatırımlar yapıyor. Bu nedenle, Çin'in bölgedeki ekonomik çıkarlarını korumak ve dostane ilişkiler geliştirmek için askeri varlığını artırması beklenen bir adım. Tatbikat, hava sahası yönetimi, havadan yakıt ikmali, keşif ve muharebe arama-kurtarma gibi alanlarda iki ülkenin hava kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmayı hedefliyor. Çin ayrıca, askeri uçaklarını bu kadar uzak bir mesafeye konuşlandırarak, lojistik ve havadan yakıt ikmali yeteneklerini de test etmiş oldu.
Çin'in son yıllarda yurt dışında askeri üs ve erişim tesisleri kurma çabaları dikkat çekiyor. Cibuti'deki ilk denizaşırı askeri üssünün ardından, Çin'in Afrika ve Orta Doğu'daki bazı ülkelerle askeri anlaşmalar yaptığı ve deniz üsleri için müzakereler yürüttüğü biliniyor. Bu tatbikatlar, Çin'in barış zamanındaki askeri erişimini genişletme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Uzmanlar, Çin'in bu hamlelerle ABD gibi geleneksel güçlerin bölgedeki etkisini dengelemeyi amaçladığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu tatbikat, yalnızca Çin-Mısır ilişkileri açısından değil, aynı zamanda Orta Doğu ve Akdeniz'deki güç dengeleri açısından da önem taşıyor. Mısır, uzun süredir ABD'nin yakın bir müttefiki ve büyük miktarda ABD askeri yardımı alıyor. Ancak Mısır, son yıllarda dış politika çeşitlendirme stratejisi çerçevesinde Çin ve Rusya ile de yakın ilişkiler geliştiriyor. Bu durum, bölgedeki ittifak sistemlerinin değişmekte olduğuna ve Mısır'ın güvenlik alanında Batı'ya olan bağımlılığını azaltmak istediğine işaret ediyor. Çin'in Mısır'da askeri bir tatbikat yapması, hem Pekin'in bölgede artan nüfuzunu hem de Mısır'ın bu nüfuzu kendi çıkarları için kullanma isteğini gösteriyor.
Öte yandan bu gelişme, Çin'in 'barışçıl yükseliş' söylemi ile giderek artan askeri yayılımı arasındaki dengeyi de sorgulatıyor. Çin, askeri harcamalarını ve denizaşırı operasyonlarını artırırken, bu durum Batılı ülkeler ve bölgedeki diğer aktörler tarafından yakından izleniyor. ABD, Çin'in bu hamlelerini, Orta Doğu'daki geleneksel angajmanına ve deniz güvenliğine yönelik potansiyel bir meydan okuma olarak değerlendiriyor. Ayrıca, Çin'in askeri yeteneklerini sergilemesi, Körfez ülkeleri ve İsrail gibi diğer bölge ülkelerinin savunma politikalarını yeniden gözden geçirmelerine neden olabilir. Çin'in bu tatbikatı, aynı zamanda küresel güç siyasetinde çok kutupluluğun arttığını ve Çin'in uluslararası güvenlik mimarisinde daha aktif bir rol üstlenmeye istekli olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Mısır ile gerçekleştirdiği askeri tatbikat, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki güç dengeleri açısından dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, bölgesinde artan dış güçlerin askeri varlığını yakından izliyor. Çin'in bu bölgede askeri erişimini genişletmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Libya, Suriye gibi dosyalarda elini güçlendirebilir veya yeni denklemler oluşturabilir. NATO üyesi olarak Türkiye, Çin'in bu tür hamlelerini ittifak güvenliği açısından değerlendiriyor. Öte yandan, Türkiye'nin kendi savunma sanayiinde attığı adımlar ve İHA/SİHA alanındaki başarıları, yeni bir güç dengesi içinde Ankara'nın daha bağımsız bir aktör olmasını sağlıyor. Bu gelişmenin, Türkiye'nin çok yönlü dış politikası çerçevesinde fırsatlar ve riskler barındırdığı söylenebilir.