Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında derinleşen askeri ve siyasi ittifak karşısında, geleneksel müttefiki Pyongyang üzerindeki nüfuzunu korumak için diplomatik ve ekonomik adımlar atıyor. Çin, uzun yıllardır Kuzey Kore’nin en büyük ticaret ortağı ve uluslararası yaptırımlara karşı hayati bir cankurtaran halatı olarak öne çıkarken, Moskova-Pyongyang ekseninin güçlenmesi Pekin'in bölgesel stratejisini zorluyor. Şi yönetimi, Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırımların Kuzey Kore'nin silah ve mühimmat talebini artırmasıyla, Kim yönetimine alternatif bir güvenlik şemsiyesi sunmaya çalışıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Ticaret, Yaptırımlar ve Stratejik Rekabet
Çin, Kuzey Kore'nin uluslararası yaptırımlardan kaçınmasında kritik bir rol oynuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) nükleer ve balistik füze programları nedeniyle Pyongyang'a uyguladığı kısıtlamalara rağmen, Pekin, sınır ticareti ve enerji ihracatı yoluyla Kuzey Kore ekonomisini ayakta tutuyor. Ancak Moskova'nın, Ukrayna savaşında mühimmat sıkıntısı çekmesi, Kim yönetimine Rusya'ya silah sevkiyatı yapma fırsatı sundu. 2023 sonbaharından itibaren Rusya, Kuzey Kore'den top mermisi ve balistik füze alımını hızlandırdı. Bu durum, Çin'in Kuzey Kore üzerindeki tekelci konumunu kırarken, Şi yönetimini endişelendiriyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, iki ülke arasındaki askeri işbirliğine “barışçıl amaçlar” vurgusu yaparak tepki gösterse de, Pekin'in Pyongyang üzerindeki nüfuzunun azaldığı yorumları yapılıyor.
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Eylül 2023'te Rusya'ya yaptığı ziyarette Putin ile askeri ve teknolojik işbirliği anlaşmaları imzaladı. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki Soğuk Savaş dönemi ittifakını yeniden canlandırdı. Çin ise bu gelişmelere rağmen Pyongyang ile ticari bağlarını sürdürmeye çalışıyor. 2024 yılında Çin-Kuzey Kore ticaret hacminin, yaptırım öncesi seviyelere yaklaştığı belirtiliyor. Ancak Rusya'nın, Kuzey Kore'ye petrol ve gıda yardımını artırması, Pekin'in elini zayıflatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin'in Stratejik Açmazı
Çin, Kuzey Kore'yi sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir tampon bölge olarak görüyor. Kore Yarımadası'ndaki istikrar, Pekin'in enerji ve ticaret yollarının güvenliği için kritik. Ancak Rusya'nın, Kuzey Kore'ye nükleer denizaltı teknolojisi ve askeri uydu sistemleri sağlaması, Çin'in bölgedeki askeri dengesini bozabilir. Uzmanlar, Pekin'in, Pyongyang'ın nükleer silahlanmasını kontrol etmekte zorlandığını, Moskova'nın desteğinin bu kontrolü daha da karmaşık hale getirdiğini vurguluyor. Çin, BMGK'da Rusya ile birlikte Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların hafifletilmesi için oy kullanırken, aynı zamanda Kim rejiminin nükleer programına karşı “denuclearization” (nükleer silahlardan arındırma) ilkesini savunuyor.
ABD ve Güney Kore, Çin'i, Kuzey Kore üzerindeki nüfuzunu kullanarak Pyongyang'ın askeri provokasyonlarını durdurmaya çağırıyor. Ancak Pekin, bu çağrılara “yapıcı diyalog” çağrısıyla karşılık verirken, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki ittifakın derinleşmesiyle ikilemde kalıyor. Çin'in, Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi platformlarda Rusya ile işbirliği yapmasına rağmen, Kuzey Kore konusunda Moskova ile rekabet etmek zorunda kalması, ikili ilişkilerde yeni bir gerilim kaynağı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Kuzey Kore üzerindeki nüfuz kaybı, Ankara'nın dış politika dengeleri açısından iki boyutlu bir önem taşıyor. Birincisi, Türkiye, NATO üyesi olarak Kore Yarımadası'ndaki gelişmeleri yakından izliyor; Rusya-Kuzey Kore ittifakının güçlenmesi, Karadeniz'deki Rus varlığını dolaylı olarak etkileyebilir. İkincisi, Çin, Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerini derinleştirirken, Orta Asya ve Kafkasya'da Pekin'in bölgesel projeleri (Kuşak ve Yol) ile Rus nüfuzu arasında denge gözetiyor. Bu denklemde Kuzey Kore faktörü, Ankara'nın Çin'e yönelik stratejik bağımlılığını azaltma arayışında yeni bir parametre olarak değerlendirilebilir.