Çin ve Kanada silahlı kuvvetleri, ABD ile artan gerilimlerin gölgesinde sekiz yıl aradan sonra ilk kez resmi görüşmeler gerçekleştirdi. Cuma günü yapılan ve iki ülke arasındaki askeri diyaloğun yeniden başlaması anlamına gelen görüşmede, ortak endişe duyulan uluslararası ve bölgesel konular ele alındı. Çin Savunma Bakanlığı, görüşmelerin samimi ve derinlemesine bir görüş alışverişi içinde geçtiğini duyurdu. Bu gelişme, Kanada ile Çin arasında son yıllarda yaşanan diplomatik buzların erimeye başladığının en somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin ve Kanada arasındaki ilişkiler, 2018 yılında Huawei yöneticisi Meng Wanzhou'nun Vancouver'da ABD'nin talebi üzerine tutuklanmasıyla büyük bir krize girmişti. Bu olayın ardından Çin, Kanada'dan iki vatandaşını (Michael Kovrig ve Michael Spavor) casusluk suçlamasıyla gözaltına almış ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler uzun süre dondurulmuştu. Karşılıklı olarak uygulanan yaptırımlar ve diplomatik kısıtlamalar, iki ülke arasındaki ticari ve kültürel bağları da olumsuz etkilemişti. Ancak 2021'de Meng Wanzhou'nun serbest bırakılması ve ardından Kanada'nın tutuklu vatandaşlarının Çin'den dönmesiyle ilişkilerde yumuşama süreci başladı.
2022 ve 2023 yıllarında iki ülke arasında üst düzey ziyaretler ve diyalog girişimleri görüldü. Kanada Dışişleri Bakanı Mélanie Joly'nin 2023'te Çin'e gerçekleştirdiği ziyaret, ilişkilerin normalleşmesi yolunda önemli bir adım oldu. Şimdi ise askeri kanalların yeniden açılması, bu normalleşme sürecinin güvenlik boyutuna taşındığını gösteriyor. Uzmanlar, askeri diyaloğun yeniden başlamasını, iki ülkenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve güvenlik alanlarında da işbirliği arayışında olduğunun işareti olarak yorumluyor.
Görüşmenin zamanlaması dikkat çekici. ABD ile Çin arasındaki rekabet, Tayvan, Güney Çin Denizi ve teknoloji alanlarında giderek sertleşirken; Kanada, ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri olarak denge politikası izlemeye çalışıyor. Ottawa yönetimi, hem Washington ile ilişkilerini korumak hem de Pekin ile ekonomik ve diplomatik bağlarını güçlendirmek arasında bir yol arayışında.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin-Kanada askeri görüşmeleri, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengeleri açısından da önem taşıyor. Kanada, son yıllarda Hint-Pasifik stratejisini güçlendirmiş ve bölgede daha aktif bir rol üstlenmeye başlamıştı. Çin ise ABD'nin bölgedeki müttefiklik ağını kırmak ve ikili ilişkileri normalleştirmek için diplomatik çaba harcıyor. Bu görüşme, Pekin'in bölgedeki izolasyonunu kırma çabasının bir parçası olarak okunabilir.
Öte yandan, ABD'nin Kanada üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, bu tür bir askeri diyaloğun Washington'da rahatsızlık yaratabileceği belirtiliyor. Ancak Kanada yetkilileri, görüşmelerin şeffaf ve müttefiklerle koordineli yürütüldüğünü savunuyor. Uzmanlar, Kanada'nın Çin ile diyaloğu sürdürerek hem küresel istikrara katkı sağlamayı hem de kendi ulusal çıkarlarını korumayı hedeflediğini vurguluyor.
Görüşmenin içeriğine dair ayrıntılar sınırlı. Çin Savunma Bakanlığı'nın açıklamasında, "tarafların ortak endişe duyduğu uluslararası ve bölgesel konularda samimi ve derinlemesine görüş alışverişinde bulunulduğu" ifade edildi. Bu tür açıklamalar, genellikle Tayvan, Güney Çin Denizi, Kuzey Kore ve Ukrayna gibi hassas başlıkların ele alındığına işaret ediyor. Askeri yetkililerin bir araya gelmesi, yanlış anlamaların önlenmesi ve kriz iletişim kanallarının açık tutulması açısından kritik.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin-Kanada askeri diyaloğunun yeniden başlaması, Türkiye için dolaylı ama önemli bir anlam taşıyor. Türkiye, son yıllarda hem ABD hem de Çin ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışan ülkeler arasında. Ankara, NATO üyesi olarak Batı bloğunda yer alırken, aynı zamanda Kuşak-Yol projesi ve ekonomik işbirliğiyle Çin ile bağlarını güçlendiriyor. Kanada'nın Çin ile diyaloğu, Batı içinde Çin'e yönelik tek sesli bir politika olmadığını gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasına alan açabilir. Ayrıca, Hint-Pasifik'teki gerilimin azalması, küresel ticaret yollarının güvenliği açısından Türkiye'nin ihracat ve lojistik çıkarlarını da olumlu etkileyebilir.