Çin ekonomisi, yılın ikinci yarısının başında beklenen toparlanmayı bir türlü yakalayamıyor. Resmi verilere göre, Temmuz ayında perakende satışlar yıllık bazda yalnızca yüzde 0,6 artarken, piyasa beklentisi yüzde 1,3'tü. Sanayi üretimi de yüzde 3,8'lik artışla yüzde 4,2 hedefinin altında kaldı; kentsel sabit yatırımlardaki düşüş ise derinleşerek yüzde 1,9'a ulaştı. Bu tablo, dünyanın ikinci büyük ekonomisinin yavaşladığına işaret ederken, küresel çapta resesyon endişelerini de beraberinde getiriyor.
Yavaşlamanın arka planı
Çin Ulusal İstatistik Bürosu'nun açıkladığı veriler, ekonomik canlanmanın beklenenden zayıf olduğunu gösteriyor. Özellikle iç talepteki durgunluk dikkat çekerken, tüketici güveni düşük seviyelerde seyrediyor. Emlak sektöründeki kriz sürerken, yerel yönetimlerin borç yükü ve genç işsizliği gibi yapısal sorunlar büyümeyi baskılıyor. Hükümetin uyguladığı teşviklerin henüz istenen etkiyi yaratmadığı belirtiliyor.
Analistler, Çin ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinde yüzde 4,8 büyümesine karşın, üçüncü çeyrekte ivmenin daha da yavaşlayabileceğini öngörüyor. Temmuz verileri, ülkenin 2025 yılı için koyduğu yüzde 5 büyüme hedefine ulaşmasının giderek zorlaşacağını ortaya koyuyor. Özellikle genç nüfus arasındaki işsizlik oranı yüzde 17,1 ile rekor seviyede; bu durum sosyal istikrar açısından da risk oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in yavaşlaması, başta Asya Pasifik ülkeleri olmak üzere küresel tedarik zincirleri için ciddi sonuçlar doğuruyor. Çin, dünya ticaretinde oynadığı merkezi rol nedeniyle, büyümesindeki her bir puanlık düşüş küresel büyümeyi yaklaşık 0,2 puan etkiliyor. Avustralya, Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler ihracatlarının büyük bölümünü Çin'e yaparken, Avrupa ve Amerika'daki şirketler de Çin talebindeki daralmadan olumsuz etkileniyor.
Öte yandan, Çin'in yavaşlaması küresel enflasyonla mücadele eden merkez bankaları için zaman zaman avantaj gibi görünse de, uzun vadede deflasyonist baskı yaratarak dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, Çin'in toparlanma hızının küresel ekonomik görünüm açısından kritik olduğunu vurguluyor. Pekin yönetiminin, emlak sektörünü ayakta tutmak ve iç tüketimi canlandırmak için ek önlemler alması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ekonomisindeki yavaşlama, Türkiye'nin ihracat pazarları ve enerji maliyetleri üzerinden dolaylı etkiler yaratabilir. Çin'deki talep daralması, küresel meta fiyatlarını ve dolayısıyla Türkiye'nin ithal ettiği enerji ve hammaddelerin maliyetini etkileyebilir. Ayrıca Çin'in büyümesindeki yavaşlama, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarını azaltabilir ve Türkiye gibi cari açık veren ülkeleri finansal açıdan zorlayabilir. Öte yandan, Çin pazarındaki durgunluk Türk ihracatçıları için bir risk oluştururken, Ankara-Pekin arasındaki ticaret hacminin çeşitlendirilmesi ihtiyacını artırıyor. Dolaylı da olsa bu gelişmeler, Türkiye'nin ekonomik istikrarı açısından yakından izlenmelidir.