Çin ekonomisi, 2022'nin son çeyreğinden bu yana en yavaş üç aylık büyümesini kaydetti. Resmi verilere göre, Nisan-Haziran döneminde gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) yıllık bazda yüzde 4,5 arttı. Bu oran, Pekin'in yıl sonu hedefi olan yüzde 4,5-5 aralığının alt sınırına denk geliyor ve uzmanların beklentilerinin altında kaldı. Büyümedeki yavaşlama, özellikle sabit sermaye yatırımlarındaki belirgin düşüşten kaynaklandı. Emlak sektöründeki krizin derinleşmesi, tüketici güveninin zayıflaması ve ihracat talebindeki yavaşlama, ekonomiyi aşağı çeken temel faktörler olarak öne çıkıyor. Bu gelişmeler, hükümete daha kapsamlı teşvik paketleri çağrılarını artırdı.
Gelişmenin Arka Planı
Çin Ulusal İstatistik Bürosu'nun açıkladığı verilere göre, ikinci çeyrekteki büyüme oranı, piyasa analistlerinin tahmin ettiği yüzde 5,1'in oldukça altında gerçekleşti. Böylece son dört çeyreklik dönemde en düşük seviyeye inen büyüme, ülkenin 2024 yılı hedeflerini de riske atıyor. Hükümet, yılın başında yüzde 4,5 ile 5 arasında bir büyüme hedefi belirlemişti. Ancak bu hedef, son yılların en düşük hedefi olarak dikkat çekiyor. Yine de mevcut veriler, bu aralığın bile zorlanabileceğine işaret ediyor.
Sabit sermaye yatırımları, özellikle emlak sektöründeki daralmanın etkisiyle keskin bir düşüş gösterdi. Ocak-Haziran döneminde kentsel sabit varlık yatırımları yıllık bazda yüzde 3,9 arttı; ancak bu artış büyük ölçüde altyapı ve imalat sektörlerine dayanıyor. Özel sektör yatırımları ise neredeyse yatay kaldı. Emlak sektöründe konut satışları ve yeni inşaat başlangıçları düşmeye devam etti. Sektörün toplam yatırımları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,1 azaldı. Bu durum, Çin ekonomisinin önemli bir itici gücü olan inşaat sektöründeki toparlanmanın henüz başlamadığını gösteriyor.
Perakende satışlar ise haziran ayında beklenenden daha iyi bir performans sergileyerek yıllık bazda yüzde 2 artış gösterdi. Ancak bu oran, pandemi öncesi dönemlerin oldukça altında. İşsizlik oranı, genç nüfusta yüzde 14,9 gibi yüksek bir seviyede seyrediyor. Tüketici güveni ise düşük. Vatandaşlar, ekonomik belirsizlikler nedeniyle harcamalarını kısarken, tasarruf eğilimi artıyor. Bu da iç talebin canlandırılmasını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'deki yavaşlama, küresel ekonomi için de önemli riskler barındırıyor. Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve birçok ülkenin en büyük ticaret ortağı konumunda. Dolayısıyla Çin'deki talep daralması, başta Asya ülkeleri olmak üzere Çin'e hammadde ve ara malı ihraç eden ülkeleri olumsuz etkiliyor. Özellikle Avustralya, Brezilya ve bazı Güneydoğu Asya ülkeleri, emtia ihracatının azalmasından endişe ediyor.
Uzmanlar, Çin'in büyüme modelindeki yapısal sorunlara dikkat çekiyor. Pandemi sonrası yeniden açılmanın etkisinin azalması, hükümetin sıkı düzenlemeleri ve demografik baskılar, orta vadede büyüme potansiyelini sınırlıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlar, Çin'in potansiyel büyüme oranının önümüzdeki yıllarda yüzde 4'ün altına inebileceğini öngörüyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmayı da beraberinde getirebilir. Şirketler, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak için alternatif üretim üsleri arayışına devam ediyor.
Jeopolitik açıdan ise Çin'in ekonomik zayıflığı, ABD ile olan rekabette elini zayıflatabilir. Washington, teknoloji alanında Çin'e yönelik kısıtlamaları artırırken, Pekin'in ekonomik zorlukları, bu mücadelede daha savunmacı bir pozisyon almasına neden olabilir. Ayrıca, Çin'in ithalatındaki yavaşlama, gelişmekte olan ülkeler üzerindeki borç yükünü de artırabilir. Çin, küresel altyapı projelerine verdiği destekleri azaltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ekonomisindeki yavaşlama, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye'nin Çin'e ihracatı, toplam ihracatının yaklaşık yüzde 2'sini oluşturuyor; dolayısıyla doğrudan etki sınırlı. Ancak Çin'deki talep daralması, küresel emtia fiyatlarının düşmesine yol açabilir. Bu, Türkiye gibi enerji ve hammadde ithalatçısı bir ülke için maliyet avantajı sağlayabilir. Ayrıca, Çin'den Avrupa'ya yönelik doğrudan yatırımların azalması, Türkiye'nin üretim üssü olarak önemini artırabilir. Ancak Türkiye'nin Çin ile ticaret açığı, yavaşlamaya rağmen genişlemeye devam ediyor. Bu durum, yerli üretimin rekabetçiliğini artırması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, küresel ekonomik belirsizlikler, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını zorlaştırabilir; bu nedenle ekonomik politikaların dikkatli yönetilmesi önem taşıyor.