Çin Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği'nden ithal edilen belirli kimyasal maddelere yönelik anti-damping soruşturması başlattığını duyurdu. Soruşturma, Brüksel'in geçen hafta Çin menşeli üç ayrı ürüne yönelik başlattığı benzer soruşturmalara bir yanıt niteliği taşıyor. Pekin yönetimi, söz konusu kimyasalların Avrupa'da dampingli fiyatlarla satıldığı iddiasını inceliyor.
Gelişmenin arka planı
Çin Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, soruşturma kapsamına alınan ürünler arasında Avrupa'dan ithal edilen bazı organik kimyasallar ve sentetik maddeler bulunuyor. Bakanlık, soruşturmanın yerli üreticilerin başvurusu üzerine başlatıldığını belirtti. Ancak zamanlama, geçen hafta Avrupa Komisyonu'nun Çin'den ithal edilen üç farklı ürüne yönelik anti-damping soruşturması açmasının hemen ardından geldi.
Avrupa Birliği, geçen hafta Çin menşeli demir-çelik ürünleri, seramik ve bir kimyasal maddeye yönelik soruşturma başlatmıştı. AB yetkilileri, bu soruşturmaların Avrupa sanayisini haksız rekabetten korumak amacıyla yürütüldüğünü savunuyor. Çin ise söz konusu adımları ticaret korumacılığı olarak nitelendiriyor ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olduğunu öne sürüyor.
İki taraf arasındaki ticaret gerilimi son aylarda artış gösterdi. Avrupa Birliği, Çin'in elektrikli araç sektörüne sağladığı devlet desteklerini incelemeye almış, Pekin yönetimi de Fransız konyağına yönelik geçici anti-damping önlemleri uygulamaya koymuştu. Bu son hamle, karşılıklı soruşturmalar zincirinin bir halkası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret ilişkileri, küresel ekonominin en büyük iki aktörü arasında denge arayışıyla şekilleniyor. AB, Çin'in en büyük ticaret ortaklarından biri konumunda. Çin'in anti-damping soruşturması, yalnızca kimyasallarla sınırlı kalmayıp, ileride başka sektörlere de yayılabilir. Uzmanlar, bu tür karşılıklı adımların Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde çözüm aranmasını zorlaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel tedarik zincirleri açısından, kimyasallar otomotiv, ilaç, tarım ve tekstil gibi pek çok sektörün temel girdisi. Olası bir ticaret kısıtlaması, Avrupalı kimyasal üreticileri için Çin pazarında kayıplara yol açabilir. Aynı zamanda Çinli alıcılar, alternatif tedarikçilere yönelebilir. Bu da fiyat dalgalanmalarına ve küresel piyasalarda belirsizliğe neden olabilir.
Avrupa Birliği'nin son dönemde Çin'e karşı daha sert bir ticaret politikası izlemesi, ABD ile Çin arasındaki teknoloji ve ticaret savaşının bir yansıması olarak da görülüyor. Brüksel, aynı zamanda kendi yeşil dönüşüm ve dijital egemenlik hedefleri doğrultusunda stratejik bağımsızlığını güçlendirmeye çalışıyor. Çin ise bu hamlelere karşılık vererek müzakere masasında elini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 2023 yılında AB-Çin ticaret hacmi 850 milyar doları aşmıştı. Bu denli büyük bir ticaret hacminde yaşanacak her türlü kısıtlama, sadece iki tarafı değil, küresel ekonomiyi de etkiliyor. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle kimyasal ithalatında alternatif arayışına girebilir. Türkiye gibi ülkeler için ise bu durum, hem risk hem de fırsat anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin-AB arasındaki ticaret gerilimi, Türkiye'nin dış ticaret politikası ve ekonomisi açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, hem AB hem de Çin ile önemli ticari ilişkilere sahip. Avrupa'dan kimyasal ithal eden Türk sanayiciler, olası bir damping vergisinin maliyetleri artırmasından endişe duyabilir. Öte yandan, Çin pazarında AB ürünlerine uygulanacak kısıtlamalar, Türk kimyasal ihracatçıları için yeni fırsatlar doğurabilir. Ayrıca, küresel tedarik zincirlerindeki olası kaymalar, Türkiye'nin ara malı üretimindeki rekabet gücünü artırabilir. Ancak, artan korumacılık dalgası, uzun vadede DTÖ temelli çok taraflı ticaret sistemini zayıflatarak Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomileri olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara'nın, hem Brüksel hem de Pekin ile diyaloğunu sürdürerek denge politikası izlemesi kritik önem taşıyor.