Geçtiğimiz hafta düzenlenen Halk Kurtuluş Ordusu konulu uluslararası konferansta, katılımcılara ve bildiri yazarlarına yöneltilen soruların neredeyse tamamı aynı temaya odaklandı: “Çin, ABD'nin X, Y veya Z kuvvet konuşlandırma değişikliklerine nasıl tepki verir?” veya “Çin ordusu, ABD'nin belirli bölgelere yönelik saldırılarına nasıl karşılık verir?” Bu sorular, on yıllardır süregelen bir kör noktayı işaret ediyor: Çin askeri çalışmaları, genellikle ABD merkezli bir perspektiften ele alınıyor ve Pekin'in stratejik mantığını anlamaktan uzak kalıyor.
ABD Merkezli Yaklaşımın Sınırları
Konferansta gözlemlenen bu eğilim, Batılı akademik çevrelerde Çin'in askeri davranışlarını anlamaya yönelik çabaların ne kadar dar bir çerçevede kaldığını gösteriyor. Uzmanlar, ABD'nin Tayvan, Güney Çin Denizi veya Hint-Pasifik bölgesindeki hamlelerine karşı Çin'in olası tepkilerini tahmin etmeye odaklanırken, Pekin'in kendi iç dinamiklerini, tarihsel travmalarını ve stratejik kültürünü göz ardı ediyor. Oysa Çin'in askeri kararları, ABD'nin eylemlerine basit bir tepki olmaktan çok, kendi ulusal çıkar hesaplamaları, rejim güvenliği kaygıları ve bölgesel liderlik iddiaları etrafında şekilleniyor. Örneğin, Çin'in ada inşa faaliyetleri veya askeri modernizasyon programı, ABD'nin müdahalesine bağlı olmaksızın, uzun vadeli bir planlamanın parçası olarak değerlendirilmeli.
Bu kör nokta, sadece akademik bir eksiklik değil, aynı zamanda politika yapıcılar için de ciddi sonuçlar doğurabilir. Yanlış anlaşılmalar, gereksiz tırmanmalara veya yanlış sinyallerin algılanmasına yol açabilir. Çinli stratejistler, genellikle Batılı analistlerin beklediği rasyonel aktör modeline uymayan, kendine özgü bir karar alma mekanizmasına sahiptir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu sorun sadece ABD-Çin ilişkilerini değil, tüm Asya-Pasifik güvenlik mimarisini etkiliyor. Japonya, Avustralya, Hindistan gibi bölgesel aktörler de Çin'in askeri hareketlerini benzer bir perspektifle analiz ediyor. Oysa Çin'in stratejik kültüründe “bekle ve gör” yaklaşımı, doğrudan çatışma yerine dolaylı yollarla üstünlük kurma eğilimi öne çıkıyor. Ayrıca, Çin ordusunun siyasi denetim altında oluşu, verilen kararların sadece askeri değil, aynı zamanda ideolojik boyutunu da anlamayı gerektiriyor.
Küresel düzeyde bu kör nokta, Rusya-Ukrayna savaşı gibi diğer çatışmaların analizinde de benzer hataların tekrarlanmasına neden olabilir. Askeri çalışmalar, tarafların kendi mantığını anlamaktan ziyade, dışarıdan dayatılan tehdit senaryolarına odaklandığında, gerçek riskler gözden kaçabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO üyesi olarak ABD merkezli güvenlik çerçevesinin bir parçasıyken, aynı zamanda Çin ile dengeli ilişkiler geliştirme arayışında. Bu analiz, Türkiye'nin Asya'ya yönelik dış politikasında, karşılıklı stratejik mantıkları anlamanın önemini vurguluyor. Çin'in kör noktaları tespit etmesi, Türkiye'nin hem NATO müttefiki hem de Asya'daki bağımsız aktör rolünü daha iyi konumlandırmasına yardımcı olabilir. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi bağlamında, Çin'in askeri davranışlarını doğru okuyabilmek, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarında daha sağlam adımlar atmasını sağlar.