Pakistan, ordunun başı ile hapisteki eski başbakan arasında şiddetlenen bir iktidar savaşına tanık oluyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asim Munir, ülkenin en güçlü ismi olarak görülürken, eski Başbakan İmran Han'ın popülaritesi ve hapisten yürüttüğü muhalefet, ordunun geleneksel siyasi hakimiyetine meydan okuyor. Bu çatışma, Pakistan'ın zaten kırılgan olan demokratik sürecini ve ekonomik istikrarını tehdit ediyor. Kimin galip geleceği sorusu, sadece Pakistan'ın değil, bölgenin de geleceğini şekillendirecek.
Güç Mücadelesinin Arka Planı: Munir ve Han'ın Yükselişi
Asim Munir, Kasım 2022'de Genelkurmay Başkanı olarak atandığından beri ordu içindeki disiplini sıkılaştırdı ve siyasete doğrudan müdahale etmekten kaçındı. Ancak İmran Han'ın Nisan 2022'de güven oylamasında düşürülmesi ve ardından yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanması, ordu-muhalefet ilişkisini gerdi. Han, tutuklanmasının ardından ordunun kendisini hedef aldığını iddia ediyor. Mayıs 2023'teki gözaltına alınışı, ülke çapında şiddetli protestolara yol açtı. Bu protestolar, ordunun halk nezdindeki imajını zedelerken, Han'ın siyasi kariyerine de yeni bir ivme kazandırdı. Munir, ordunun siyaset dışı kalması gerektiğini vurgulasa da, birçok gözlemciye göre ordu, Han'ın yeniden iktidara gelmesini engellemek için perde arkasında manevra yapıyor.
İmran Han'ın destekçileri, ordunun adaleti siyasileştirdiğini ve mahkemeleri kullandığını savunuyor. Han, halen iki ayrı davada mahkum durumda: birinde 3 yıl hapis cezası alırken, diğerinde ise 14 yıl ceza aldı. Ancak avukatları, cezaların siyasi motivasyonlu olduğunu ve temyizde bozulacağını umuyor. Bu süreçte Han, sosyal medya ve parti kanalları aracılığıyla mesajlarını duyurmaya devam ediyor. Pakistan'da bir sonraki genel seçimlerin ne zaman yapılacağı belirsiz; Munir hükümeti seçimlerin 2024 sonunda yapılacağını açıklasa da, Han'ın partisi Pakistan Adalet Hareketi (PTI) seçimlerin bir an önce yapılmasını talep ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güney Asya'da Dengeler
Pakistan'daki bu siyasi kriz, sadece iç dinamiklerle sınırlı kalmıyor; bölgesel ve küresel güçlerin de dikkatini çekiyor. ABD ve Batılı ülkeler, Pakistan'da demokratik sürecin işlemesi çağrısı yaparken, Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkeler ise istikrar çağrısını önceliyor. Özellikle Çin, Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) yatırımlarının güvence altına alınmasını istiyor. Afganistan sınırındaki güvenlik endişeleri ve Hindistan ile devam eden gerilim, Pakistan'ın istikrarsız bir dönem geçirmesini bölgesel bir risk haline getiriyor. Ordu, tarihsel olarak iç siyasette belirleyici bir rol oynarken, Munir'in bu geleneksel rolü sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu. Eğer Munir, Han karşısında zafer kazanırsa, ordunun siyasi nüfuzu pekişebilir ve demokratik süreç daha da zayıflayabilir. Tersine, eğer Han galip gelirse, Pakistan'da sivil- asker ilişkilerinde tarihi bir dönüşüm yaşanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan'daki bu güç mücadelesi, Türkiye'nin Güney Asya politikasını yakından ilgilendiriyor. Ankara, İslamabad'la tarihsel ve kültürel bağlara sahip olup, son yıllarda savunma sanayii ve ticarette işbirliğini artırmıştır. Pakistan'da istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye demokratik kurumların güçlendirilmesini savunan bir dış politika izlerken, ordunun siyasete müdahalesi endişe vericidir. İmran Han'ın popülist söylemi ve anti- Batı duruşu, zaman zaman Türkiye'nin de içinde bulunduğu İslam dünyasında yankı bulmuştur. Bu nedenle, Türk yetkililer krizin barışçıl çözümü ve demokratik sürecin devamı için dolaylı arabuluculuk yapabilir. Bölgesel bir güç olarak Türkiye, Pakistan'daki gelişmeleri yakından izlemeli ve kendi çıkarlarına uygun denge politikası izlemelidir.