Pekin merkezli Renmin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Okulu Dekan Yardımcısı Di Dongsheng, Çin'in ABD ile artan deniz gücü rekabetinde ticaret yollarını güvence altına alabilmesi için 'okyanuslarda yeniden hakimiyet kurma' konusunda ulusal bir mutabakat oluşturması ve yurtdışı yatırım getirilerinin bir kısmını savunma harcamalarına yönlendirmesi gerektiğini savundu. Akademisyenin bu açıklamaları, iki süper güç arasındaki jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı
Di Dongsheng, Çin'in deniz stratejisi üzerine yaptığı analizde, ABD'nin Hint-Pasifik bölgesindeki askeri varlığını artırdığını ve müttefikleriyle birlikte Çin'in deniz ticaret yollarını tehdit ettiğini belirtti. Akademisyen, Çin'in ekonomik büyümesinin büyük ölçüde denizaşırı ticarete bağımlı olduğunu, bu nedenle deniz yollarının güvenliğinin ülkenin öncelikli meselesi haline geldiğini vurguladı.
Di, 'okyanuslarda yeniden hakimiyet kurma' kavramının, Çin'in tarihsel olarak denizci bir güç olmadığı düşünülse de, modern çağda bu alanda söz sahibi olması gerektiğini ima ettiğini ifade etti. Ayrıca, Çin'in denizcilik kapasitesini geliştirmek için yalnızca askeri güç değil, aynı zamanda teknolojik yenilik ve deniz hukuku alanlarında da ilerleme kaydetmesi gerektiğini kaydetti.
Önerdiği ekonomik model çerçevesinde, yurtdışı yatırımlardan elde edilen getirilerin bir kısmının savunma bütçesine aktarılmasının, Çin'in askeri modernizasyonuna kaynak sağlayacağını ve böylece deniz rekabetinde daha güçlü bir konuma gelmesine yardımcı olacağını belirtti. Bu öneri, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi gibi büyük altyapı projelerinden elde ettiği ekonomik kazanımların stratejik amaçlara yönlendirilmesi açısından kritik.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in artan deniz gücü, yalnızca ABD ile ilişkilerini değil, aynı zamanda Güney Çin Denizi'nde komşu ülkelerle yaşanan anlaşmazlıkları da derinleştiriyor. Tayvan'ın statüsü, Japonya ile Senkaku/Diaoyu Adaları anlaşmazlığı ve Filipinler ile yaşanan sular ihtilafı, Çin'in deniz stratejisinin merkezinde yer alıyor.
ABD ise Çin'in yükselişini dengelemek amacıyla AUKUS anlaşması, Japonya, Hindistan ve Avustralya ile Quad grubu ve bölgede artan askeri tatbikatlarla yanıt veriyor. Çinli akademisyenin önerisi, bu güç mücadelesinde Çin'in ekonomik kaynaklarını etkili bir şekilde kullanarak stratejik avantaj elde etme arayışını yansıtıyor.
Küresel deniz ticareti açısından bakıldığında, Çin'in ticaret yollarının güvenliği yalnızca Çin ekonomisi için değil, tüm dünya için hayati önem taşıyor. Malakka Boğazı ve Güney Çin Denizi gibi kritik geçiş noktalarında yaşanabilecek bir çatışma, küresel tedarik zincirlerini ciddi şekilde kesintiye uğratabilir. Bu nedenle Çin'in deniz stratejisi, küresel denizcilik düzenini de yakından ilgilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ve ABD arasındaki deniz gücü rekabeti, Türkiye'nin de içinde yer aldığı bölgesel ve küresel dengeleme politikalarını yakından etkileyebilir. Türkiye, Mavi Vatan doktrini ile Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarını genişletmeye çalışırken, Çin'in denizcilik alanındaki iddialı tutumu benzer stratejik yaklaşımları güçlendirebilir. Öte yandan, Çin'in Türkiye'ye yönelik yatırımları ve Kuşak ve Yol projeleri, Ankara'nın ekonomik çıkarları açısından önemli. Ancak bu yatırımların savunma harcamalarına yönlendirilmesi fikri, Türkiye'de de tartışılan milli teknoloji ve savunma sanayi hamleleriyle paralellik gösteriyor. Türkiye'nin kendi deniz stratejisini geliştirirken, küresel güç mücadelelerindeki bu yeni dinamikleri dikkate alması gerekiyor.