İngiltere'de Chiltern Railways, hükümetin tüm büyük yolcu demiryolu operatörlerini kamulaştırma hedefine bir adım daha yaklaşmasıyla kamu mülkiyetine geçen son tren işletmecisi oldu. Londra Marylebone ile Birmingham arasında hizmet veren şirket, 2025'ten bu yana devletleştirilen altıncı operatör olarak kayıtlara geçti. Karar, İşçi Partisi hükümetinin ulaşım politikalarında özel sektörün rolünü azaltma yönündeki kararlılığını gösteriyor.
Devletleştirme Dalgasının Arka Planı
İngiltere'de demiryolu devletleştirme süreci, 2020'li yılların başında COVID-19 salgınının yol açtığı yolcu sayısındaki çöküş ve ardından gelen ekonomik zorluklarla hız kazandı. Pandemi döneminde özel operatörlerin birçoğu devlet desteğiyle ayakta kalırken, hükümet fiili olarak kontrolü ele geçirmişti. 2024 genel seçimlerini kazanan İşçi Partisi, seçim manifestosunda demiryollarını yeniden kamuya ait bir yapıya kavuşturma sözü vermişti. Bu kapsamda, 2025 yılında ilk operatörler devralınmaya başlandı.
Chiltern Railways'in devralınması, hükümetin "Büyük Britanya Demiryolları" (Great British Railways) adlı yeni bir kamu kuruluşu çatısı altında tüm yolcu hizmetlerini birleştirme planının bir parçası. Şimdiye kadar devletleştirilen operatörler arasında TransPennine Express, Northern Trains, LNER, Southeastern ve South Western Railway bulunuyor. Chiltern'in katılımıyla birlikte İngiltere'deki yolcu tren işletmelerinin önemli bir bölümü kamu kontrolüne geçmiş oldu.
Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri, devletleştirmenin yolculara daha güvenilir, daha ucuz ve daha entegre bir hizmet sunmayı amaçladığını belirtiyor. Özel sektör döneminde sık sık gündeme gelen gecikmeler, iptaller ve yüksek bilet fiyatları, kamuoyunda devletleştirme lehine güçlü bir destek oluşturmuş durumda. Ancak eleştirmenler, kamu yönetiminin de verimlilik ve yenilik konusunda aynı sorunları yaşayabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'nin demiryolu devletleştirme hamlesi, Avrupa genelinde demiryolu politikalarındaki farklı eğilimlerle tezat oluşturuyor. Avrupa Birliği, uzun yıllardır demiryolu pazarlarını rekabete açmayı ve özel operatörlerin sınır ötesi hizmet sunmasını teşvik ediyor. Almanya'da Deutsche Bahn devlete ait bir şirket olarak faaliyet gösterirken, Fransa'da SNCF'in kamu mülkiyeti devam ediyor. İngiltere ise 1990'lardaki özelleştirme dalgasının ardından şimdi ters yönde bir adım atıyor.
Bu gelişme, küresel ölçekte kamu hizmetlerinin yeniden değerlendirildiği bir döneme denk geliyor. Enerji, su ve ulaşım gibi stratejik sektörlerde devlet mülkiyeti ve kontrolü, birçok ülkede yeniden tartışılıyor. İngiltere'deki bu deneyim, diğer ülkeler için de bir referans noktası oluşturabilir. Özellikle iklim hedefleri doğrultusunda demiryolu taşımacılığının teşvik edilmesi, kamu yatırımlarının önemini artırıyor.
Öte yandan, devletleştirme sürecinin mali boyutu da dikkat çekiyor. Hükümet, operatörleri devralırken özel şirketlere tazminat ödemek zorunda kalıyor. Ayrıca altyapı yatırımları ve bakım masrafları kamu bütçesine yük getiriyor. İşçi Partisi hükümeti, uzun vadede bu maliyetlerin daha verimli bir sistemle telafi edileceğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'de demiryollarının devletleştirilmesi, Türkiye'nin ulaştırma politikaları açısından dolaylı da olsa önemli dersler içeriyor. Türkiye'de demiryolu yatırımları son yıllarda hız kazanmış, Yüksek Hızlı Tren hatları ve kentsel raylı sistemler genişletilmiş olsa da özel sektör katılımı sınırlı kalmıştır. İngiltere örneği, kamu-özel ortaklıklarının uzun vadeli sürdürülebilirliği ve yolcu memnuniyeti açısından sorgulanması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Avrupa'da demiryolu pazarının liberalleşmesi yönündeki AB politikaları ile İngiltere'nin ters yöndeki adımı, Türkiye'nin AB ile uyum sürecinde ulaştırma faslındaki müzakerelerde dikkate alması gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor.