Chicago, ABD'nin göçmenlik politikalarının sertleştiği bir dönemde dikkat çekici bir düşüşe sahne oldu. Şehirde vatandaşlığa kabul edilen göçmen sayısı, son bir yılda yüzde 80'den fazla azalarak 2023'teki seviyelerin çok altına geriledi. Bu düşüş, Trump yönetiminin özellikle Chicago gibi şehirleri hedef alan göçmen operasyonlarını yoğunlaştırması ve vatandaşlık süreçlerine getirdiği ek engellerle ilişkilendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Chicago, uzun yıllardır göçmenler için bir sığınak şehir olarak biliniyor. Ancak Trump yönetiminin 2025'te başlattığı 'kitlesel sınır dışı operasyonları', bu şehri 'sıfır noktası' haline getirdi. ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin Chicago'da düzenlediği baskınlar, göçmen topluluklarında korku ve belirsizlik yarattı. Bu durum, birçok göçmenin vatandaşlık başvurusu yapmaktan çekinmesine neden oldu.
Resmi verilere göre, 2024 mali yılında Chicago'da yaklaşık 3 bin 500 göçmen vatandaşlığa kabul edilirken, bu sayı 2025'in ilk yarısında yalnızca 600'e geriledi. Uzmanlar, bu düşüşün yalnızca korkudan değil, aynı zamanda yönetimin vatandaşlık başvuru sürecini zorlaştırmasından da kaynaklandığını belirtiyor. Başvuru ücretlerinin artırılması, mülakat sürelerinin uzatılması ve çevrimiçi başvuru sistemlerine erişimin kısıtlanması, göçmenlerin önünde yeni engeller oluşturdu.
Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson, bu durumu 'sistematik bir hak ihlali' olarak nitelendirerek federal hükümeti eleştirdi. Johnson, 'Göçmenler bu ülkenin ekonomisine ve kültürüne katkı sağlıyor. Onları vatandaşlıktan mahrum etmek, Amerikan değerlerine ihanettir' ifadelerini kullandı. Öte yandan, Trump yönetimi, bu politikaların yasadışı göçü azaltmak ve ulusal güvenliği sağlamak için gerekli olduğunu savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Chicago'daki bu gelişme, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel göç dinamiklerini de etkiliyor. Latin Amerika ve Asya'dan gelen göçmenler, ABD'yi bir umut kapısı olarak görüyor. Ancak son yıllarda artan göçmen karşıtı söylem ve politikalar, bu algıyı zedeliyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, ABD'ye yönelik göçmen akını 2024'te yüzde 30 azaldı. Bu düşüşte, Trump yönetiminin sınır politikaları kadar, vatandaşlık süreçlerindeki yavaşlamanın da etkisi büyük. Göçmen hakları savunucuları, bu durumun ABD'nin 'göçmen ülkesi' kimliğine gölge düşürdüğünü ve uzun vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceğini belirtiyor.
Chicago'daki tablo, diğer büyük şehirler için de bir örnek teşkil ediyor. New York, Los Angeles ve Houston gibi göçmen yoğunluklu şehirlerde de benzer eğilimler gözlemleniyor. Bu durum, federal hükümet ile yerel yönetimler arasındaki gerilimi daha da artırıyor. Ayrıca, vatandaşlık sürecindeki yavaşlama, göçmenlerin siyasi katılımını da olumsuz etkiliyor; bu da toplumsal entegrasyonun önünde yeni bir engel oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel göç politikalarındaki bu tür değişimler Türkiye'nin göç yönetimi açısından önemli ipuçları barındırıyor. Türkiye, Suriyeli mülteciler başta olmak üzere dünyanın en büyük göçmen nüfuslarından birine ev sahipliği yapıyor. ABD'deki göçmen karşıtı politikaların, uluslararası göç dinamiklerini etkileyerek Avrupa'ya yönelik göç baskısını artırması muhtemel. Bu durum, Türkiye'nin sığınmacı politikalarında dikkatli olmasını gerektiriyor. Ayrıca, ABD'de vatandaşlık süreçlerinin zorlaşması, Türk kökenli ABD vatandaşlarının da haklarını etkileyebilir; bu nedenle Ankara'nın diplomatik kanallardan bu konuyu takip etmesi önem arz ediyor.