Chicago Polis Departmanı'nda (CPD) üst düzey sivil çalışan olan Mike Milstein, eski Başkan Donald Trump'a yönelik sosyal medya paylaşımı nedeniyle işten uzaklaştırılmasının ardından şehre açtığı davayı kazandı. Milstein, 2020 yılında 'Trump'ı Destekleme' adlı bir protesto sırasında Facebook'ta 'F*** Trump' yazmış, bunun üzerine CPD tarafından 30 günlük ücretsiz izne çıkarılmıştı. Milstein, bu cezanın Birinci Değişiklik ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini savunarak dava açtı. Mahkeme, Milstein'ın haklı olduğuna hükmetti ve şehri tazminat ödemeye mahkûm etti. Karar, ABD'de kamu çalışanlarının sosyal medya paylaşımları nedeniyle disiplin cezası almasına ilişkin önemli bir emsal teşkil ediyor.
Olayın Arka Planı
Mike Milstein, Chicago Polis Departmanı'nda sivil bir pozisyonda üst düzey yönetici olarak görev yapıyordu. 2020 yazında, o dönemki Başkan Donald Trump'a yönelik eleştirel bir Facebook paylaşımı yaptı: 'F*** Trump'. Bu paylaşım, 'Trump'ı Destekleme' (No Kings) adlı bir protesto etkinliği sırasında yapılmıştı. Paylaşımın ardından CPD yönetimi, Milstein'ı 30 gün süreyle ücretsiz izne çıkardı. Milstein, bu cezanın kendisinin anayasal hakkı olan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirterek Chicago şehrine dava açtı.
Dava sürecinde Milstein'ın avukatları, kamu çalışanlarının da Birinci Değişiklik kapsamında korunduğunu ve işverenin siyasi görüş nedeniyle cezalandırma yapamayacağını savundu. Şehir yetkilileri ise paylaşımın departmanın itibarını zedelediğini ve işyeri düzenini bozduğunu öne sürdü. Mahkeme, delilleri değerlendirdikten sonra Milstein'ı haklı buldu. Kararda, paylaşımın kamu güvenliğini tehdit etmediği ve Milstein'ın görevini yapmasını engellemediği vurgulandı. Mahkeme, Milstein'a tazminat ödenmesine hükmetti; ancak miktar açıklanmadı.
Milstein, kararın ardından yaptığı açıklamada, 'Kamu görevlileri de vatandaş olarak görüşlerini açıklama hakkına sahiptir. Bu dava, sadece benim için değil, tüm kamu çalışanları için bir zaferdir.' dedi. Ayrıca, 'Başkan'ı eleştirmeye devam etme niyetindeyim.' diyerek sözlerini sürdürdü. CPD'den henüz resmi bir açıklama gelmedi.
ABD'de İfade Özgürlüğü ve Kamu Çalışanları
ABD'de kamu çalışanlarının ifade özgürlüğü, Birinci Değişiklik ve Yüksek Mahkeme içtihatlarıyla korunmaktadır. 1968 tarihli Pickering v. Board of Education davasında Yüksek Mahkeme, kamu çalışanlarının işyeriyle ilgili olmayan konularda görüşlerini açıklayabileceğine hükmetmişti. Ancak, son yıllarda sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, işverenlerin çalışanların çevrimiçi paylaşımlarına müdahale etmesi sıkça tartışma konusu oldu. Özellikle siyasi paylaşımlar nedeniyle işten çıkarmalar veya disiplin cezaları, ifade özgürlüğü sınırlarının yeniden çizilmesine yol açtı.
Milstein davası, bu bağlamda önemli bir emsal oluşturuyor. Karar, kamu kurumlarının çalışanlarının siyasi görüşlerini cezalandıramayacağını, ancak işyeri düzenini bozan veya kamu hizmetini aksatan paylaşımların istisna olabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, kararın diğer benzer davalar için yol gösterici olacağını belirtiyor. Öte yandan, bazı hukukçular, sosyal medya paylaşımlarının kamu görevlilerinin tarafsızlığını zedeleyebileceğini savunarak kararın dengeli olmadığını öne sürüyor.
Chicago'da yaşanan bu gelişme, ABD genelinde polis departmanları ve diğer kamu kurumlarında çalışanların sosyal medya kullanımına ilişkin politikaları da etkileyebilir. Şehir yönetiminin kararı temyiz edip etmeyeceği henüz bilinmiyor. Milstein'ın avukatı, kararın ardından yaptığı açıklamada, 'Bu karar, ifade özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.' ifadelerini kullandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de yaşanan bu dava, ifade özgürlüğü ve kamu görevlilerinin siyasi paylaşımları konusunda önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye'de de kamu çalışanlarının sosyal medya paylaşımları zaman zaman disiplin soruşturmalarına konu olabiliyor. Ancak Türkiye'deki hukuki çerçeve, ABD'deki Birinci Değişiklik kadar geniş bir koruma sağlamıyor. Bu dava, otoriter eğilimlerin arttığı bir dönemde, ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini vurgulaması açısından evrensel bir mesaj içeriyor. Ayrıca, ABD'deki iç siyasi tartışmalar, Türkiye-ABD ilişkilerini doğrudan etkilemese de, iki ülke arasındaki demokrasi ve insan hakları diyaloğunda referans noktası olabilir.