Cezayir, yıllardır süregelen siyasi krizine rağmen seçimlerini düzenlemeye devam ediyor. Ancak bu seçimlerin sonuçları, daha sandıklar açılmadan belli. Muhalefetin boykot çağrıları, düşük katılım oranları ve rejimin değişime direnci, seçimleri bir meşruiyet aracı olarak kullanma stratejisini gözler önüne seriyor. Peki, bu çelişkili durumun arkasında ne yatıyor? Ordu ve bürokrasi tarafından kontrol edilen bir sistemde seçimler, halkın iradesini yansıtmaktan çok, iktidarın el değiştirmeden devamını sağlayan bir ritüel haline gelmiş durumda.
Seçimlerin Arkasındaki Siyasi Dinamikler
2019'daki Hirak protestoları, 20 yılı aşkın süredir cumhurbaşkanı olan Abdülaziz Bouteflika'yı istifaya zorlamıştı. Ancak protestoların talebi olan köklü siyasi reformlar gerçekleşmedi. Yerine gelen Abdülmecid Tebbun, aynı sistemin bir ürünü olarak seçildi ve protestolar bastırıldı. 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzer bir tablo var: Tebbun'un yeniden seçilmesi neredeyse kesin görülüyor, muhalefet adayları ise yıldırma ve engellemelerle karşılaşıyor.
Seçimlerin önceden belirlenmiş sonuçlarla düzenlenmesi, rejimin uluslararası alanda meşruiyetini koruma çabası olarak yorumlanıyor. Cezayir, petrol ve doğalgaz gelirlerine dayalı ekonomisiyle, dış yatırım ve diplomatik ilişkileri sürdürmek için seçim görüntüsü vermek zorunda. Ayrıca seçimler, yönetici elit arasında güç paylaşımını düzenleyen bir mekanizma işlevi görüyor. Ancak bu durum, halkın sisteme olan güvenini daha da zedeliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Cezayir, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesinde önemli bir aktör. Libya, Mali ve Batı Sahra gibi krizlerde rol oynuyor. Seçimlerin tartışmalı doğası, bölgesel istikrar açısından da risk taşıyor. Cezayir'in iç siyasi istikrarsızlığı, sınır güvenliği ve terörle mücadele gibi konularda işbirliğini zayıflatabilir. Ayrıca, Fransa ve AB ile olan ilişkilerde seçimlerin meşruiyeti sorgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Cezayir, Türkiye'nin Afrika açılımında kilit ülkelerden biridir. Ancak seçimlerin meşruiyet sorunu, Türkiye'nin Cezayir'le olan yatırımlarını ve enerji işbirliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Kısa vadede doğrudan bir etki beklenmese de, Cezayir'deki istikrarsızlık, Libya ve Sahel'deki Türkiye'nin çıkarlarını etkileyebilecek bir istikrarsızlık kaynağıdır. Ayrıca, benzer seçim süreçleri yaşayan başka ülkelerle kıyaslandığında, bu durum demokrasi söylemi açısından Türkiye'nin bölgesel politikasına yansıma potansiyeli taşır.