Fas'ın kuzeyindeki Ceuta kentine hafta sonunda on binlerce göçmenin akın etmesi, İspanya ile Fas arasında diplomatik krize yol açarken, İsrail-Fas yakınlaşmasının bu gelişmedeki rolü tartışma yaratıyor. İspanya, Fas'ın sınır kontrolünü kasten gevşettiğini öne sürerken, Fas ise İspanya'yı Batı Sahra'daki bağımsızlık yanlısı Cephe Polisario liderini kabul etmekle suçluyor. Bu kriz, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda İsrail'in bölgedeki artan diplomatik manevralarını da gündeme getirmiş durumda.
Gelişmenin arka planı
17-18 Mayıs 2021 tarihlerinde, yaklaşık 8.000 kişi Ceuta ile Fas arasındaki sınırı geçerek İspanyol topraklarına girdi. İspanyol hükümeti, sayının 50 bine ulaşabileceğini açıkladı ve bölgeye ordu birlikleri sevk etti. Göçmenlerin büyük bölümü Fas vatandaşlarıydı; bazıları deniz yoluyla, bazıları ise karadan geçerek kente ulaştı. İspanyol yetkililer, bu akını 'saldırı' olarak nitelendirdi ve Fas'ın sınır güvenliğini kasten zayıflattığını iddia etti. Fas hükümeti ise bu suçlamaları reddetti ve İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutumunu protesto etmek için sınır kontrolünü gevşetmiş olabileceğini ima etti.
Kriz, İspanya'nın 18 Mayıs'ta, corona virüsü tedavisi görmekte olan Polisario cephesinin lideri İbrahim Ghali'yi ülkeye kabul etmesi üzerine iyice derinleşti. Fas, bu adımı 'ciddi bir provokasyon' olarak nitelendirdi ve İspanya'nın tarafsızlığını ihlal ettiğini savundu. Fas Dışişleri Bakanı Nasser Bourita, İspanya'nın bu tutumunun 'güvenilirliğini zedelediğini' belirtti. İspanya ise Ghali'nin kabulünü insani gerekçelerle açıkladı ve tedavisinin ardından ülkeyi terk edeceğini duyurdu.
Bu olay, İspanya-Fas ilişkilerinde yıllardır süren hassas dengenin bozulmasına neden oldu. İki ülke, göçmen kontrolü, ticaret ve güvenlik alanlarında iş birliği yapıyor; ancak Batı Sahra meselesi uzun süredir anlaşmazlık konusu. İspanya, Birleşmiş Milletler himayesinde yapılacak bir referandumla bölgenin geleceğine karar verilmesini desteklerken, Fas ise bölgenin kendi egemenliği altında olduğunu savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Ceuta krizi, yalnızca İspanya-Fas arasındaki ikili ilişkileri değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini ve özellikle İsrail'in Filistin meselesindeki tutumuyla bağlantılı olarak yeni bir boyut kazanıyor. İsrail, son yıllarda Fas ile yakın ilişkiler geliştirdi; 2020'de imzalanan normalleşme anlaşmasıyla iki ülke arasında diplomatik bağlar kuruldu. Bu gelişme, Fas'ın Batı Sahra üzerindeki iddiasını Amerikan yönetiminin de tanımasıyla ortak bir konsensüse dönüştü.
İspanyol basınında çıkan yorumlara göre, Ceuta krizi İsrail-İspanya ilişkilerinde de soğukluğa yol açtı. İspanya Dışişleri Bakanı Arancha Gonzalez Laya, İsrail'in Fas'la iş birliğinin bölgedeki istikrarı tehdit edebileceğini öne sürerken, İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi ise İspanya'nın Ghali kabulünü 'kabul edilemez' olarak değerlendirdi. İsrail, Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıyan ülkeler arasında yer alıyor ve bu durum, İspanya'nın tarihsel pozisyonuyla çelişiyor.
Kriz, Avrupa Birliği'nin göç politikasını da zorluyor. AB, Fas ile ortak bir göç anlaşması müzakere etmeye çalışıyor; ancak bu tür krizler, üye ülkelerin sınır güvenliği konusundaki kırılganlığını gözler önüne seriyor. İspanya, AB'den acil destek talep etti ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, dayanışma mesajı verdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta krizi, Türkiye açısından göç yönetimi ve sınır güvenliği konusunda önemli çıkarımlar barındırıyor. Türkiye, 2016'daki AB-Türkiye göç mutabakatıyla benzer bir sınavdan geçmişti; bu mutabakat, göçmen akınlarının bir pazarlık kozu olarak kullanılabileceğini göstermişti. Fas'ın sınır kontrolünü gevşetmesi, bu yöntemin bölgesel bir örüntü haline geldiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, İsrail-Fas yakınlaşması, Türkiye'nin Filistin meselesindeki hassasiyetiyle çelişen bir gelişme olarak dikkat çekiyor. Türk dış politikası, İslam dünyasındaki aktörlerle dayanışma içinde hareket etme eğiliminde; bu bağlamda İspanya'nın Polisario liderini kabulü, Türkiye'nin desteklediği BM parametrelerine yakınlık gösteriyor. Ancak Türkiye'nin kendi göç yükü, bu tür krizlerin yalnızca Avrupa'nın değil, tüm Akdeniz ülkelerinin ortak sorunu olduğunu hatırlatıyor.