Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta'ya hafta içinde yaklaşık 50 bin kişinin yasadışı yollarla geçmesi, İspanya hükümeti için ciddi bir krize yol açtı. Bu olay, Avrupa'nın 2015'te yaşadığı göç krizini akıllara getirse de, iki durum arasında önemli farklar bulunuyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, sınır güvenliğini artıracaklarını ve bölgeye askeri birlikler göndereceklerini açıkladı. Öte yandan Fas'ın, Batı Sahra sorunu nedeniyle İspanya'ya karşı bu göç dalgasını bir koz olarak kullandığı yorumları yapılıyor.
Ceuta'da Neler Oluyor?
Ceuta ve Melilla, Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluşturuyor. İki şehir, Fas topraklarıyla çevrili olmasına rağmen İspanya'ya bağlı özerk bölgeler. Bu nedenle göçmenler için Avrupa'ya açılan bir kapı niteliği taşıyorlar. Ancak bu hafta yaşanan geçişler, daha önce görülenlerden farklı bir boyutta. Yüzlerce kişi, İspanyol polisinin müdahalesine rağmen deniz yoluyla veya çitleri aşarak şehre girmeyi başardı. Görüntülerde, ailelerin bebekleriyle birlikte kıyıya ulaştığı, bazı kişilerin yüzerek geldiği anlar yer aldı. İspanyol hükümeti, bu geçişlerin organize bir şekilde gerçekleştiğini ve Fas'ın sınır kontrolünü bilinçli olarak gevşettiğini öne sürüyor.
Fas ise bu suçlamaları reddediyor ve İspanya'nın, Batı Sahra'da bağımsızlık isteyen Polisario Cephesi'nin lideri İbrahim Ghali'ye sağladığı sağlık hizmetlerini protesto ettiğini belirtiyor. Ghali'nin Nisan ayında İspanya'ya gelmesi, iki ülke arasında diplomatik bir krize neden olmuştu. Fas Dışişleri Bakanı Nasser Bourita, Ceuta'daki göç hareketinin İspanya'nın tutumuna bir yanıt olduğunu ima etti. Bu durum, göçün insani bir krizden çok, iki ülke arasındaki siyasi gerilimin bir yansıması olarak görülmesine yol açıyor.
Değişen Avrupa Dinamikleri
2015 yılında yaklaşık bir milyon mülteci, savaş ve çatışmalardan kaçarak Avrupa'ya sığınmıştı. O dönemde Almanya'nın kapılarını açması ve Avrupa genelinde dayanışma çağrıları yükselmişti. Ancak bugün Avrupa'da göçmen karşıtı söylemler güçlenmiş durumda. Macaristan'ın başını çektiği bazı ülkeler, göçmenlerin sınırlarda bekletilmesini savunuyor. Avrupa Birliği, 2016'da Türkiye ile yaptığı göç anlaşması gibi benzer anlaşmaları başka ülkelerle de yapmaya çalışıyor. Bu bağlamda Ceuta krizi, Avrupa'nın göç politikalarında sığınmacı haklarından çok sınır güvenliğine odaklandığı yeni bir dönemi simgeliyor.
İspanya hükümeti, göçmenleri sınır dışı etme sözü vererek iç kamuoyuna güvence vermeye çalışıyor. Ancak uluslararası hukuk, bu kişilerin sığınma taleplerinin bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. İnsan hakları örgütleri, İspanya'nın sınır dışı işlemlerinin yasalara aykırı olduğunu belirtiyor. Ayrıca bu durum, Avrupa'nın kendi sınırları içinde insan hakları ile güvenlik arasında bir denge kurma sorununu da gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta'daki kriz, Avrupa'nın göçmen politikalarındaki çelişkileri bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, 2016 anlaşmasıyla Avrupa'ya geçişleri büyük ölçüde kontrol altına almış olsa da, benzer yöntemlerin farklı ülkeler tarafından kullanılması, anlaşmanın geleceğine dair soru işaretleri yaratıyor. Fas, sınır kontrolünü bir baskı aracı olarak kullanırken, Türkiye'nin de benzer bir konumda olduğu biliniyor. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde göç konusunun ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Ayrıca Türkiye'nin de dahil olduğu Doğu Akdeniz göç rotasındaki dengeler, bu tür krizlerle yeniden şekillenebilir. Türk dış politikası için önemli olan, insani yükümlülükler ile sınır güvenliği arasındaki hassas dengeyi koruyabilmek.