Kanada Başbakanı Mark Carney ve İngiltere'nin Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif dış politikasına karşı merkezci bir ittifakın öncüleri olarak öne çıkıyor. Carney, kısa sürede Avrupa'nın en popüler siyasi figürü haline gelirken, Burnham da İngiltere'de yerel yönetimden ulusal sahaya taşınmayı hedefliyor. İkili, Trump'ın ticaret savaşları, NATO'ya yönelik eleştirileri ve otoriter eğilimlerine karşı ılımlı bir alternatif sunmayı amaçlıyor.
Carney'nin Yükselişi ve Avrupa'daki Etkisi
Mark Carney, 2025 yılında Kanada Başbakanı olarak göreve başladıktan sonra, ekonomik istikrar ve çok taraflılık vurgusuyla Avrupa başkentlerinde hızla popülerlik kazandı. Eski İngiltere Merkez Bankası ve Kanada Merkez Bankası başkanı olarak finans dünyasındaki itibarını siyasete taşıyan Carney, Trump'ın Kanada'ya yönelik çelik ve alüminyum tarifelerine karşı sert bir duruş sergiledi. Avrupa Birliği liderleriyle yaptığı görüşmelerde, transatlantik ilişkilerin yeniden dengelenmesi gerektiğini savundu. Carney'nin konuşmaları, özellikle Almanya ve Fransa'da geniş yankı buldu; anketler, Carney'nin Avrupa kamuoyunda Trump'a kıyasla çok daha olumlu algılandığını gösteriyor.
Carney, göreve gelir gelmez Kanada'nın iklim taahhütlerini güçlendirdi ve yeşil enerji yatırımlarını artırdı. Bu adımlar, Avrupa'nın Yeşil Mutabakat politikalarıyla uyumlu bulundu. Ayrıca, Trump'ın Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme sinyallerine karşı Carney, Kanada'nın küresel iklim diplomasisinde liderlik rolü üstleneceğini açıkladı. Avrupa basınında Carney, 'Trump'a karşı akılcı ses' olarak nitelendiriliyor.
Andy Burnham'ın Yerelden Ulusala Yolculuğu
İngiltere'de Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, uzun süredir İşçi Partisi'nin merkezci kanadının önemli isimlerinden biri. 2024 genel seçimlerinde partisinin zaferine rağmen, Burnham kendi bölgesinde güçlü bir yerel liderlik sergiledi. Şimdi ise ulusal siyasete dönüş sinyalleri veriyor. Burnham, Trump'ın İngiltere'ye yönelik olası ticaret hamlelerine karşı savunmacı bir söylem geliştiriyor ve 'Trump'a boyun eğmeyen bir İngiltere' vizyonu çiziyor. Carney ile görüşerek ortak bir merkezci enternasyonal oluşturma arayışında olduğu belirtiliyor.
Burnham, özellikle kuzey İngiltere'deki işçi sınıfı seçmenini kaybetmemek için göç ve ekonomik adalet konularında dengeli bir çizgi izliyor. Trump'ın popülist dalgasına karşı, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bölgesel kalkınma projeleriyle alternatif bir model sunmayı hedefliyor. Carney ile birlikte, 'merkezci dad' imajını kullanarak, aşırı sağa kaymadan Trump'a meydan okumanın mümkün olduğunu göstermeye çalışıyorlar.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Carney ve Burnham'ın yükselişi, Batı'da Trump sonrası dönemin şekillenmeye başladığını gösteriyor. Avrupa'da birçok lider, Trump'ın yeniden seçilmesiyle birlikte transatlantik ilişkilerde belirsizlik yaşıyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'a karşı ortak bir Avrupa duruşu oluşturmaya çalışırken, Carney gibi isimler bu çabaya Kanada'dan destek veriyor. Burnham ise İngiltere'nin Avrupa ile yakınlaşması gerektiğini savunuyor; Brexit sonrası dönemde İngiltere'nin yalnız kalmaması için Carney ile ittifak önem taşıyor.
Bu gelişmeler, küresel siyasette merkezci bir dalganın yükselişe geçebileceğine işaret ediyor. Trump'ın 'America First' politikaları, Kanada ve Avrupa'da milliyetçi değil, işbirlikçi tepkiler doğuruyor. Carney'nin Avrupa'daki popülaritesi, Trump'ın popülist tarzına karşı ılımlı seçmenin mobilize olabileceğini gösteriyor. Ancak, bu ittifakın ne kadar kalıcı olacağı ve somut politikalara dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Carney ve Burnham'ın Trump'a karşı merkezci ittifakı, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde denge politikası izlerken, Avrupa'da yükselen bu yeni merkezci dalga, Ankara'nın Batı ile ilişkilerini yeniden tanımlamasına yol açabilir. Carney'nin çok taraflılık vurgusu ve Burnham'ın yerel yönetim odaklı yaklaşımı, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile diyaloğunu güçlendirebilir. Ancak, bu ittifakın Trump karşıtlığı üzerine kurulu olması, Türkiye'nin ABD ile olan stratejik ortaklığını zayıflatabilir. Türkiye, özellikle savunma sanayii ve enerji konularında hem ABD hem de Avrupa ile dengeli ilişkiler kurmak zorunda. Bu gelişme, Türkiye'nin Batı içindeki bölünmelerden nasıl faydalanacağını ve kendi merkezci pozisyonunu nasıl tanımlayacağını gündeme getiriyor.