1992 yılının Şubat ayında Slovenya hükümeti, resmi kayıtlardan 25 bin kişiyi silerek onları bir gecede yasadışı göçmen statüsüne düşürdü. Bu kişilerin çoğu, Yugoslavya'nın dağılmasının ardından Slovenya'da yaşayan diğer Yugoslav cumhuriyetleri vatandaşlarıydı. İsimleri devlet veri tabanından çıkarıldı; işleri, sağlık hizmetleri ve evleri bir anda yok oldu. Bugün Avrupa'da yükselen 'remigrasyon' (geri göç) söylemi, bu tür bir devlet terörünün yeniden hayata geçirilme riskini taşıyor.
Slovenya'nın 'Silinenler' Vakası: Arka Plan
Slovenya, 1991'de Yugoslavya'dan bağımsızlığını ilan ettikten sonra, ülkedeki diğer Yugoslav cumhuriyetleri vatandaşlarına oturma izni almaları için altı aylık bir süre tanıdı. Ancak 26 Şubat 1992'de, bu süre dolmadan, İçişleri Bakanlığı gizli bir kararla 25 bin 671 kişiyi 'silinenler' (izbrisani) olarak kayıtlardan çıkardı. Bu kişiler, Yugoslavya vatandaşı oldukları için otomatik olarak Slovenya vatandaşlığına geçemedi; ancak oturma izni için başvurmaları gerekiyordu. Başvuru süreci kasıtlı olarak zorlaştırıldı, bilgilendirme yapılmadı ve bir gecede yasadışı göçmen konumuna düştüler.
Silinenlerin çoğu, Yugoslavya'nın diğer bölgelerinden gelmiş işçiler ve aileleriydi. Binlercesi işini kaybetti, sağlık sigortasından mahrum kaldı, çocukları okuldan atıldı. Bazıları sınır dışı edildi, bazıları yıllarca yasadışı olarak yaşadı. 2002'de Anayasa Mahkemesi bu uygulamayı anayasaya aykırı buldu, ancak hükümet kararı uygulamakta gecikti. 2010'da yeni bir yasa ile silinenlere oturma izni verildi, fakat tazminat talepleri hâlâ tartışmalı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2012'deki Kurić ve diğerleri davasında Slovenya'yı tazminat ödemeye mahkûm etti; ancak mağdurların çoğu hâlâ adalet bekliyor.
'Remigrasyon' Hayaleti ve Avrupa'daki Yükselişi
Son yıllarda Avrupa'da aşırı sağ partiler ve bazı muhafazakâr hükümetler, 'remigrasyon' adı altında göçmenleri ve mültecileri geri gönderme politikalarını savunuyor. Bu kavram, sadece yasadışı göçmenleri değil, yasal olarak yaşayan göçmenleri ve hatta vatandaşlık almış kişileri de hedef alabiliyor. Örneğin, Almanya'da AfD, Fransa'da Ulusal Birlik (RN) ve Hollanda'da PVV gibi partiler, 'remigrasyon' çağrıları yapıyor. Bu politikalar, etnik temizliğe varan sonuçlar doğurabilir.
Slovenya örneği, bu tür politikaların nasıl uygulanabileceğini gösteriyor: Bir gecede, idari bir kararla, binlerce insanı yasal statüsünden mahrum bırakmak mümkün. Devlet veri tabanları, bu tür bir toplu dışlamanın aracı haline gelebilir. Nitekim, Avrupa'da bazı ülkelerde göçmen karşıtı politikalar, benzer şekilde kayıt silme veya oturma izni iptali yoluyla uygulanıyor. İngiltere'de Windrush skandalı, bu tür bir uygulamanın yakın tarihli bir örneği. 2018'de ortaya çıkan skandalda, Karayip kökenli binlerce kişi, yasal olarak İngiltere'de yaşamalarına rağmen, belge eksikliği nedeniyle vatandaşlıktan çıkarıldı, işlerini ve evlerini kaybetti.
Bugün Avrupa'da 'remigrasyon' tartışmaları, sadece göçmen karşıtlığı değil, aynı zamanda demografik mühendislik ve etnik homojenleştirme amacı taşıyor. Bu tür politikalar, hukuk devleti ve insan hakları ilkeleriyle çelişiyor. Slovenya'nın silinenleri, bu tür bir devlet terörünün nasıl sessizce ve bürokratik bir şekilde uygulanabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa'da yükselen 'remigrasyon' politikalarını yakından izlemeli. Türk vatandaşları ve Avrupa'da yaşayan Türk kökenliler, bu tür uygulamalardan doğrudan etkilenebilir. Özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda'da yaşayan milyonlarca Türk kökenli insan, olası bir 'remigrasyon' dalgasında hedef alınabilir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ikili anlaşmalar yoluyla vatandaşlarının haklarını savunmalı. Ayrıca, Slovenya örneği, göçmen karşıtı politikaların hukuk devleti ilkelerini nasıl aşındırabileceğini gösteriyor; Türkiye, kendi göçmen politikalarında bu tür ihlallere karşı dikkatli olmalı. Avrupa'daki gelişmeler, Türkiye'nin diaspora politikalarını ve insan hakları diplomasisini güçlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor.