Butan'dan etnik temizlik nedeniyle kaçmak zorunda kalan, Nepal'in uzak kamplarında on yıllar boyunca yaşayan ve ardından Amerika Birleşik Devletleri'nde yeniden hayat kurmanın acımasız sürecinden geçen binlerce mülteci, şimdi de sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu kez vatansız bırakılan Butanlılar, iki kez devletsiz kalmanın trajedisini yaşıyor.
Butan'dan Sürgün: Etnik Temizlik ve Kamplar
1990'lı yılların başında Butan hükümeti, ülkenin güneyinde yaşayan ve çoğunlukla Nepal kökenli olan Lhotshampa topluluğuna yönelik sistematik bir baskı başlattı. "Tek ulus, tek halk" politikası çerçevesinde Lhotshampalara vatandaşlıklarını kanıtlamaları için imkânsız koşullar dayatıldı. Binlerce kişi zorla sınır dışı edildi, evleri yakıldı, tarlaları ellerinden alındı. Yaklaşık 100.000 Lhotshampa, Nepal'e sığınmak zorunda kaldı.
Nepal hükümeti, bu mültecileri ülkenin doğusundaki yedi farklı kampa yerleştirdi. Ancak Nepal, Butanlı mültecilere ne vatandaşlık ne de kalıcı yerleşim imkânı tanıdı. Kamplar, temel sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersiz olduğu, geçiciliğin kalıcı hale geldiği yerlerdi. Mülteciler, ancak 2007-2010 yılları arasında ABD, Avustralya, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinin yeniden yerleştirme programları sayesinde kamp hayatından kurtulabildi. ABD, bu kapsamda en fazla mülteciyi kabul eden ülke oldu ve yaklaşık 80.000 Butanlıyı farklı eyaletlere yerleştirdi.
ABD'de Yeniden Başlama ve Sınır Dışı Edilme
ABD'ye yerleşen Butanlı mülteciler, dil, kültür ve iş bulma gibi zorluklarla mücadele ederken, birçoğu asgari ücretli işlerde çalışarak hayatta kalmaya çalıştı. Ancak Trump yönetimi döneminde (2017-2021) uygulanan katı göç politikaları, özellikle küçük suçlardan hüküm giymiş mültecileri hedef aldı. ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı), geçmişte işledikleri suçlar nedeniyle yüzlerce Butanlı mülteciyi sınır dışı etmeye başladı. Sınır dışı edilenler, ne Butan ne de Nepal tarafından kabul edildiği için fiilen vatansız kaldı. Butan, 1990'larda sürdüğü Lhotshampalara vatandaşlık vermeyi reddederken, Nepal de onları tekrar kabul etmemektedir.
Bu durum, ABD'de 1996 yılında kabul edilen ve belirli suçlardan hüküm giymiş daimi ikamet sahiplerinin sınır dışı edilmesini öngören yasadan kaynaklanmaktadır. Mültecilerin çoğu, ABD'ye yerleştikten sonra küçük çaplı hırsızlık, uyuşturucu bulundurma veya trafik ihlalleri gibi suçlardan mahkûm olmuştu. Ancak bu suçlar, onları sınır dışı edilmeye yetecek kadar "ağır" kabul edildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Butanlı mültecilerin yaşadıkları, küresel mülteci krizinin ve sığınma sisteminin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), vatansızlığın ortadan kaldırılması için çalışmalar yürütse de, ülkelerin egemenlik hakları çoğu zaman uluslararası insan hakları normlarının önüne geçiyor. Butan ve Nepal arasındaki siyasi gerilimler, mültecilerin geri dönüşünü engelliyor. ABD'nin sınır dışı politikaları ise, yeniden yerleştirme programının başarısını gölgeliyor.
Bu durum, yalnızca Butanlı mülteciler için değil, dünya genelinde benzer durumdaki diğer mülteci grupları için de endişe verici bir emsal oluşturuyor. Mültecilerin sınır dışı edilmeleri halinde gidecekleri bir ülke olmadığı için, "kalıcı çözüm" olarak görülen yeniden yerleştirme, fiilen bir çıkmaza dönüşüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Butanlı mültecilerin trajedisi, Türkiye'nin de yakından tanık olduğu Suriyeli mültecilerin durumunu akla getirmektedir. Türkiye, 3,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, bu kişilerin kalıcı statü kazanması ve olası sınır dışı durumlarında karşılaşabilecekleri vatansızlık riski benzer bir endişe kaynağıdır. Butan örneği, mültecilerin entegrasyonu ve yasal statülerinin güvence altına alınması konusunda uluslararası toplumun daha kapsamlı politikalar geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, Türkiye'nin mülteci politikalarında, özellikle geçici koruma statüsündeki kişilerin uzun vadeli çözümlere erişimi konusunda Butanlı mültecilerin deneyimlerinden ders çıkarması mümkündür.