Brüksel, yıllardır Washington'ın Avrupa Birliği başkentindeki en etkili gayriresmî diplomasi araçlarından biri olan 'like-minded' (benzer düşünen) akşam yemeklerine ev sahipliği yapıyordu. Ancak bu aylık buluşmalar, ABD'nin etki operasyonunun önemli bir parçası olmaktan çıktı. Diplomatik kaynaklara göre, son yıllarda düzensizleşen ve giderek daha az katılımcı çeken bu yemekler, artık neredeyse tamamen sona erdi. Bu durum, ABD'nin Avrupa'da yumuşak gücünü kaybettiği yönündeki endişeleri pekiştiriyor.
Bir Kanal Nasıl Yok Oldu?
'Like-minded' yemekleri, ABD'nin Brüksel Büyükelçiliği tarafından düzenleniyor ve genellikle AB kurumlarında görev yapan üst düzey yetkililer, diplomatlar ve düşünce kuruluşu temsilcileri bir araya geliyordu. Bu buluşmalar, ABD'nin Avrupa'daki önceliklerini gayriresmî bir ortamda tartışma ve müttefiklerle koordinasyon sağlama amacı taşıyordu. Ancak 2016 sonrası dönemde ABD'nin Avrupa'ya yönelik politikalarındaki değişim, bu tür etkinliklerin önemini azalttı. Özellikle eski Başkan Donald Trump'ın transatlantik ittifakı sorgulayan söylemleri ve ABD'nin Avrupa güvenliğine katkısını azaltma eğilimi, Brüksel'deki ABD yanlısı havanın soğumasına neden oldu. Joe Biden döneminde bu yemekler yeniden canlandırılmaya çalışılsa da, eski işlevsel haline tam olarak dönülemedi.
Etkinin Sonu mu?
Bu yemeklerin sona ermesi, ABD'nin Brüksel'deki etki ağının daraldığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Özellikle AB'nin son yıllarda daha bağımsız bir dış politika izleme çabaları, ABD'nin yumuşak gücünün sorgulanmasına yol açıyor. Bu durum, sadece ABD-AB ilişkileri değil, aynı zamanda Batı ittifakının geleceği açısından da önemli. Uzmanlar, ABD'nin Avrupa'daki dostlarını kaybettiğini düşünmektense, etki kanallarının değiştiğini belirtiyor. Dijital diplomasi ve daha küçük, odaklı toplantıların artık tercih edildiği ifade ediliyor. Ancak geleneksel diplomatik yemeklerin kaybı, ilişkilerin kalıcı bir şekilde dönüştüğüne işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile AB arasındaki bu gayriresmî diplomasi kanalının zayıflamasını doğrudan kendi lehine çevirebilecek bir pozisyonda değildir. Ancak Türkiye, NATO ve AB ile ilişkilerinde çoklu ittifak denklemi içinde hareket etmektedir. ABD'nin Brüksel'deki yumuşak gücünün azalması, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Bir yandan, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde ABD baskısının azalması mümkünken; diğer yandan, Avrupa'da ABD karşıtlığının yükselmesi, Türkiye'yi Batı ittifakı içinde zor durumda bırakabilir. Türk dış politikası, bu değişen dengeleri dikkatle izlemeli ve kendi çıkarlarına uygun bir pozisyon geliştirmelidir.