Avrupa Birliği'nin (AB) haftalık zirvesi öncesinde, 17 Haziran'da Brüksel'de toplanan yüzlerce gösterici, İsrail'e yönelik yaptırımlar ve işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yerleşim birimlerinde üretilen malların AB'ye girişinin yasaklanması çağrısında bulundu. Protesto, Filistin yanlısı sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri tarafından düzenlenirken, eylemciler AB liderlerine İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden yerleşim politikalarına karşı somut adım atmaları yönünde baskı yapmayı hedefliyor.
Protestonun Arka Planı ve Talepler
Brüksel'deki AB Bakanlar Konseyi binası önünde toplanan kalabalık, taşıdıkları pankartlarla “İsrail'i yaptırımlarla durdurun” ve “Yerleşim mallarına ambargo” mesajları verdi. Göstericiler arasında Belçikalı milletvekilleri, akademisyenler ve Filistin diasporası temsilcileri de yer aldı. Eylem, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen İsrail yerleşimlerinin genişlemesine karşı AB'nin ticari ilişkilerini kullanarak baskı oluşturmasını talep ediyor. İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ndeki yerleşim sayısı 250 bini aşmış durumda. AB, yerleşimleri yasa dışı olarak nitelendirse de, bu bölgelerden gelen ürünlerin etiketlenmesi dışında kapsamlı bir ticari kısıtlama uygulamıyor. Göstericiler, İsrail'in Filistin topraklarındaki varlığını meşrulaştıran her türlü ticari ilişkinin kesilmesini istiyor.
Protesto organizatörlerinden Belçikalı Barış İçin Yahudi Sesleri grubunun sözcüsü, AB'nin iki devletli çözümü desteklediğini ancak bu söylemin pratik adımlarla desteklenmediğini belirterek, “Yerleşim mallarının Avrupa pazarlarına girmesine izin vermek, işgali ve uluslararası hukukun ihlalini finanse etmek anlamına geliyor” dedi. Eylemciler, AB'nin İsrail ile Ortaklık Anlaşması'nı askıya almasını ve yerleşim ürünlerine tam ambargo koymasını talep ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AB, İsrail'in en büyük ticaret ortaklarından biri olup, iki taraf arasındaki yıllık ticaret hacmi 40 milyar avroyu aşıyor. Ancak yerleşim mallarının bu ticaretteki payı nispeten küçük olsa da, sembolik önemi büyük. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Adalet Divanı, İsrail yerleşimlerini Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı buluyor. AB'nin bu konuda adım atmaması, Filistin yanlısı gruplar tarafından çifte standart olarak eleştiriliyor. Öte yandan, İsrail hükümeti yerleşimlerin yasa dışı olduğu iddiasını reddediyor ve bu tür yaptırım çağrılarını “anti-Semitik” olarak nitelendiriyor.
Gösteri, AB'nin Orta Doğu politikasında olası bir kırılma noktasına işaret ediyor. İsrail'in Gazze'ye yönelik son operasyonları ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini hızlandırması, AB içinde daha sert önlemler alınması yönündeki sesleri güçlendirdi. Ancak Macaristan, Çekya ve Avusturya gibi ülkeler İsrail'e yönelik yaptırımlara karşı çıkarken, İrlanda, Belçika ve İspanya gibi ülkeler daha sert tedbirlerden yana. Uzmanlar, AB'nin bu konuda oybirliği sağlamasının zor olduğunu, ancak bireysel üye devletlerin kendi yaptırım kararlarını alabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve İsrail yerleşimlerini kınayan bir tutum sergilemektedir. Brüksel'deki gösteri, AB'nin İsrail politikasında olası bir değişimin sinyalini veriyor. Türkiye'nin de benzer yaptırım çağrılarını desteklemesi, hem Filistin halkına verdiği desteği pekiştirebilir hem de AB ile ortak bir zemin oluşturmasına katkı sağlayabilir. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımları, bu tür bir desteğin diplomatik dengeleri nasıl etkileyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Ekonomik açıdan, Türkiye'nin yerleşim mallarıyla doğrudan ticareti sınırlı olmakla birlikte, AB'nin alacağı ticari kısıtlama kararları bölgesel ticaret dinamiklerini etkileyebilir. Küresel ölçekte ise, bu tür girişimler uluslararası hukukun üstünlüğü ve işgal karşıtı duruşun güçlenmesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.