Avrupa Parlamentosu’nda aşırı sağ partilerden oluşan bir ittifak, ilaç endüstrisini hedef alan atık su temizlik kurallarının geçici olarak durdurulmasını öngören sembolik bir karar tasarısını destekledi. “Kirleten öder” prensibinin askıya alınmasını savunan ittifak, bu kuralların uygulanması halinde ilaç şirketlerine aşırı mali yük bindirileceğini ve bunun da bazı temel ilaçlarda kıtlığa yol açabileceğini öne sürüyor. Oylama, Avrupa Birliği’nin çevre mevzuatında köklü değişiklikler öngörmese de, sağ kanadın sanayi politikaları üzerindeki artan etkisini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Muhafazakârlar ve Reformistler (ECR) ile Kimlik ve Demokrasi (ID) gruplarının desteğiyle hazırlanan karar tasarısı, AB genelinde atık su arıtma tesislerinde ilaç kalıntılarını giderme yükümlülüğünün bir süreliğine ertelenmesini öneriyor. Mevcut AB mevzuatı, ilaç şirketlerinin ürünlerinin neden olduğu çevresel kirliliğin bedelini ödemesini zorunlu kılan bir sistemi 2025’ten itibaren devreye sokmayı planlıyordu. Sağ ittifak, bu düzenlemenin özellikle küçük ve orta ölçekli ilaç firmaları üzerinde yıkıcı etkiler yaratacağını, üretim maliyetlerini artırarak ilaç fiyatlarını yükselteceğini ve bu durumun Avrupa’da ilaç erişimini zorlaştıracağını savunuyor. Oylamanın ardından yapılan açıklamada, “Kirleten öder ilkesi çevre için önemli olabilir, ancak bu ilkenin uygulanması hastaların ilaca erişimini tehlikeye atmamalıdır” denildi.
Karar, Avrupa Parlamentosu’nda bağlayıcı olmayan bir nitelik taşıyor; ancak AB Komisyonu ve Konseyi’nin gelecekteki düzenlemeleri şekillendirmede siyasi bir sinyal işlevi görüyor. Çevre örgütleri ise bu oylamayı sert bir dille eleştirerek, ilaç endüstrisinin çevresel sorumluluktan kaçmasına izin verilemeyeceğini vurguladı. Greenpeace yetkilileri, “Atık sularımızdaki ilaç kalıntıları balıkları ve su ekosistemlerini tehdit ediyor. Bu tür ertelemeler, halk sağlığını ve çevreyi riske atar” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu oylama, Avrupa’da çevre politikaları ile sanayi rekabetçiliği arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme getirdi. AB, Yeşil Mutabakat kapsamında 2050’ye kadar karbon nötr olmayı hedeflerken, aşırı sağ partiler bu hedeflerin ekonomik büyümeyi ve istihdamı olumsuz etkilediğini iddia ediyor. İlaç sektörü, pandemi sonrası tedarik zinciri kırılganlıkları ve artan üretim maliyetleri nedeniyle zaten zor bir dönemden geçiyor. ABD ve Çin gibi rakip ülkeler, ilaç üretiminde daha esnek çevre düzenlemeleri uygularken, AB’nin sıkı kuralları Avrupalı firmaları rekabet dezavantajına itiyor. Avrupa İlaç Sanayicileri Federasyonu (EFPIA), “Kirleten öder prensibinin uygulanması, AB ilaç endüstrisinin küresel rekabet gücünü zayıflatabilir” uyarısında bulunuyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), su kirliliğinin küresel düzeyde kriz boyutlarına ulaştığını ve ilaç kalıntılarının da bu krizin önemli bir parçası olduğunu belirtiyor. AB’nin bu konuda atacağı adımlar, diğer ülkeler için de bir model teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak AB çevre müktesebatına uyum sürecini sürdürüyor. Atık su arıtma ve ilaç kalıntılarının kontrolü konusunda AB standartlarına yaklaşmak, Türkiye’nin çevre politikalarının önemli bir ayağını oluşturuyor. Bu oylamanın sembolik niteliği, doğrudan bir etki yaratmasa da, AB’deki aşırı sağın yükselişinin çevre mevzuatını yavaşlatabileceğini gösteriyor. Türkiye’nin ilaç endüstrisi, AB pazarına ihracat yaparken çevre standartlarına uyum sağlamak zorunda. AB’nin bu alandaki potansiyel yumuşamaları, Türk ilaç firmaları için kısa vadede avantaj sağlayabilir. Ancak uzun vadede Türkiye’nin kendi çevre hedeflerini ve su kaynaklarını koruma gerekliliği, bu tür ertelemeler olmaksızın sıkı düzenlemeleri hayata geçirmeyi gerektiriyor.