Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma kararının üzerinden on yıl geçti. 2016’daki referandumun ardından ülke, Brexit’in vaat ettiği bağımsızlık ve refah yerine, ekonomik durgunluk, siyasi kriz ve kimlik bunalımıyla boğuşuyor. Tarihçi Anthony Seldon’ın editörlüğünü yaptığı 'The Brexit Effect' adlı antoloji, bu sürecin kapsamlı bir otopsisini sunuyor. Kitap, Brexit’in ne bir zafer ne de bir kapanış getirdiğini, aksine Britanya’yı geçmişle gelecek arasında sıkışmış bir halde bıraktığını ortaya koyuyor.
Gelişmenin Arkaplanı: Referandumdan Bugüne
23 Haziran 2016’da Britanyalılar, yüzde 52’ye 48 oyla AB’den ayrılma kararı aldı. O dönemde ‘Take Back Control’ (Kontrolü Geri Al) sloganıyla kampanya yürüten Brexit yanlıları, egemenliğin geri kazanılacağını, ticaret anlaşmalarının serbestleşeceğini ve göçün azalacağını vaat ediyordu. Ancak on yıl sonra gerçekler farklı: Britanya ekonomisi, AB üyesi olsaydı olacağından yüzde 5-6 daha küçük; ticaret anlaşmaları beklenen ivmeyi yakalayamadı; göç ise rekor seviyelere ulaştı.
Seldon’ın derlemesi, bu vaatlerin neden tutmadığını çok yönlü ele alıyor. Kitapta, Brexit’in özellikle gençler, göçmenler ve Kuzey İrlanda üzerinde yarattığı derin toplumsal bölünmeler vurgulanıyor. Ayrıca, Theresa May ve Boris Johnson hükümetlerinin müzakerelerdeki başarısızlıkları, mali piyasalardaki dalgalanmalar ve sağlık sektöründeki iş gücü açığı gibi somut etkiler detaylandırılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Brexit, yalnızca Britanya’yı değil, Avrupa ve dünyayı da etkiledi. AB, en büyük ikinci ekonomisini kaybederken, birlik içinde bütünlük ve reform tartışmaları alevlendi. Özellikle Fransa ve Almanya, Brexit sonrası AB’nin geleceğini yeniden tanımlamaya çalıştı. Küresel ölçekte ise, Brexit popülizm ve milliyetçilik dalgasının simgesi haline geldi. ABD’de Trump’ın seçilmesi, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ve diğer ülkelerdeki ayrılıkçı hareketler, Brexit’in tetiklediği jeopolitik sarsıntının parçaları olarak görülüyor.
Kitap, Brexit’in Britanya’nın uluslararası itibarını da zedelediğini savunuyor. Birleşik Krallık, küresel bir ticaret gücü olma hedefiyle yola çıksa da, Çin ve ABD ile anlaşmalar beklenen faydayı sağlamadı. Öte yandan, iklim değişikliği ve pandemi gibi küresel krizler, Brexit’in Britanya’nın uluslararası iş birliği kapasitesini nasıl zayıflattığını gösterdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit’in on yıllık bilançosu, Türkiye için çeşitli dersler barındırıyor. Birincisi, AB ile entegrasyonun getirdiği ekonomik ve siyasi istikrarın önemi bir kez daha görülüyor. Türkiye’nin AB ile müzakere süreci durgunlaşmış olsa da, Brexit Britanya’nın yaşadığı zorluklar, tam üyeliğin alternatifsiz olmadığını ama ayrılığın da kolay olmadığını hatırlatıyor. İkincisi, Brexit’in yarattığı ticari boşluk, Türkiye için yeni fırsatlar doğurdu. Türkiye, Britanya ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmasıyla ikili ticaretini artırdı. Ancak uzun vadede, Britanya’nın zayıflaması, Türkiye’nin Avrupa’daki stratejik ortaklık arayışını olumsuz etkileyebilir. Son olarak, Brexit’in toplumsal kutuplaşma ve popülizm yönü, Türkiye’deki siyasi söylem ve kutuplaşma dinamiklerine benzerlik gösteriyor. Bu da Türk karar alıcıların, büyük siyasi kararların toplumsal maliyetini daha dikkatli hesaplaması gerektiğini gösteriyor.