Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının üzerinden on yıl geçti. 23 Haziran 2016'da yapılan referandumda yüzde 51,9 oyla alınan Brexit kararı, ülke siyasetinde ve ekonomisinde derin izler bıraktı. Bugün gelinen noktada, Britanya'nın AB'den kopuşunun yarattığı ticari engeller, iş gücü kıtlığı ve düzenleyici uyumsuzluklar hâlâ hissedilirken, hükümet ve iş dünyası 'yolumuza devam' sloganıyla geleceğe odaklanmaya çalışıyor. The Economist'in günlük podcasti, bu sürecin bir muhasebesini yaparken, Britanya'nın önümüzdeki on yılda nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğini masaya yatırıyor.
On Yılın Ardından: Brexit'in Ekonomik ve Siyasi Bedeli
Brexit sonrası Britanya ekonomisi, pandemi ve enerji krizi gibi küresel şoklarla da baş etmek zorunda kaldı. Resmi verilere göre, AB ile ticaretteki artan bürokratik engeller nedeniyle ihracat ve ithalat hacminde yaklaşık yüzde 15'lik bir daralma yaşandı. İngiltere Merkez Bankası'nın tahminlerine göre, Brexit uzun vadede GSYİH'yı yüzde 4-5 oranında düşürecek. Özellikle finansal hizmetler, otomotiv ve gıda sektörleri, yeni düzenlemelere uyum sağlamakta zorlanıyor. Öte yandan, Britanya'nın bağımsız bir ticaret politikası izleme kabiliyeti sayesinde Avustralya, Hindistan ve Körfez ülkeleriyle yeni serbest ticaret anlaşmaları imzalaması, bu kayıpların bir kısmını telafi etme potansiyeli taşıyor. Ancak bu anlaşmaların ekonomik büyüklüğü, AB pazarının kaybını henüz karşılayabilmiş değil.
Siyasi alanda ise Brexit, Birleşik Krallık'ın iç siyasetinde derin kutuplaşmalara yol açtı. İskoçya'nın bağımsızlık talepleri daha da güçlenirken, Kuzey İrlanda protokolü ile ilgili anlaşmazlıklar AB ile ilişkileri zaman zaman gerginleştirdi. Muhafazakâr Parti içinde Brexit yanlısı ve karşıtı kanatlar arasındaki çekişme, hükümet istikrarını olumsuz etkiledi. 2024 genel seçimleri öncesinde İşçi Partisi'nin Brexit karşıtı söylemi yeniden canlandırması, kamuoyunda AB'ye yeniden katılma tartışmalarını alevlendirdi. Ancak mevcut anketler, Britanyalıların yalnızca yüzde 20-25'inin AB'ye dönüşü desteklediğini, çoğunluğun ise mevcut durumu iyileştirmekten yana olduğunu gösteriyor.
Gelecek Stratejisi: Dirençli Bir Britanya mı, Yoksa Yeniden Entegrasyon mu?
Podcastte öne çıkan görüş, Britanya'nın artık geçmişe takılıp kalmaması gerektiği yönünde. Ülkenin önündeki en önemli fırsat, küresel bir hizmet ekonomisi olarak konumlanmak. Finans teknolojileri, yapay zekâ ve yeşil enerji alanlarında atılacak adımlar, Brexit'in yarattığı boşluğu doldurabilir. Ayrıca, AB ile savunma ve güvenlik alanında iş birliğinin derinleştirilmesi, iki taraf için de kazan-kazan sonucu doğurabilir. Ancak bunun için Britanya'nın düzenleyici esneklikten vazgeçmeden AB standartlarıyla uyumlu bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor. Bu denge, hem bağımsız ticaret politikasını sürdürmek hem de AB pazarına yeniden yakınlaşmak arasında hassas bir çizgi çiziyor.
Bölgesel boyutta, Britanya'nın Brexit sonrası dış politikası daha çok Asya-Pasifik ve Hint-Pasifik'e yöneldi. CPTPP'ye (Trans-Pasifik Ortaklığı) katılım, bu stratejinin somut adımlarından biri oldu. Aynı zamanda ABD ile özel ilişkilerini korumaya çalışan Londra, Çin'in yükselişi karşısında dengeleyici bir rol üstlenmeyi hedefliyor. Avrupa güvenliği açısından ise Ukrayna savaşı, Britanya'nın NATO içindeki liderlik pozisyonunu güçlendirdi. Fakat Brexit, Britanya'nın AB'nin ortak dış ve güvenlik politikasına katılımını sınırladığı için, bu alandaki etkisi sınırlı kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit'in on yıllık muhasebesi, Türkiye-AB ilişkileri açısından da önemli dersler barındırıyor. Türkiye, AB üyelik sürecinde benzer bir kutuplaşma ve ekonomik entegrasyon sorunları yaşıyor. Britanya'nın AB'den ayrıldıktan sonra bağımsız ticaret anlaşmaları yapma kabiliyeti, Türkiye için de bir model oluşturabilir. Ancak Britanya'nın yaşadığı ticari daralma, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nden çıkması durumunda karşılaşabileceği risklere işaret ediyor. Ayrıca, İngiltere'nin savunma ve güvenlik alanında NATO çerçevesinde AB ile iş birliğini sürdürmesi, Türkiye'nin de benzer bir dengeyi gözetmesi gerektiğini gösteriyor. Küresel ticaret savaşları ve bölgesel krizler göz önüne alındığında, Türkiye'nin hem AB hem de Britanya ile ilişkilerini çeşitlendirmesi stratejik bir zorunluluk olarak öne çıkıyor.