Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının üzerinden on yıl geçti. 23 Haziran 2016'da yapılan referandumda yüzde 51,9 oyla alınan Brexit kararı, ülke siyasetinde ve toplumunda derin yaralar açmıştı. On yıl sonra, Avrupa kıtası siyasi ve ekonomik entegrasyonunu derinleştirirken, İngiltere hâlâ AB ile ilişkisinin uzun vadeli şeklini tartışıyor. Bu haftaki bültenimizde, Avrupa'nın yoluna devam ettiği bir dönemde İngiltere'nin yaşadığı kimlik bunalımını ve bunun küresel yansımalarını ele alıyoruz.
Brexit sonrası Avrupa: Entegrasyon hız kesmiyor
Avrupa Birliği, Brexit'in yarattığı şok dalgasını kısa sürede atlattı. AB, 2020 yılında 1,8 trilyon avroluk Kurtarma Fonu'nu devreye sokarak pandemi sonrası toparlanmayı hızlandırdı. Ardından Yeşil Mutabakat ve Dijital Avrupa programlarıyla ekonomik dönüşümü hedefledi. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrasında ise savunma ve enerji alanlarında ortak politikalara yöneldi. Bugün AB, 27 üye ülkeyle Brexit öncesine göre daha bütünleşmiş bir yapı sergiliyor.
İngiltere ise bu süreçte tam tersi bir yörünge izledi. Ülke, AB ile ticaret anlaşmasını 2020'nin sonunda imzalamış olsa da, somut faydalarını henüz görebilmiş değil. İngiltere İstatistik Ofisi verilerine göre, Brexit sonrası İngiltere'nin AB'ye mal ihracatı 2021-2024 döneminde ortalama yüzde 15 azaldı. Hizmet ticareti de benzer bir daralma yaşadı. Londra'nın finans merkezi olarak konumu sarsılmış değil; ancak Amsterdam ve Paris gibi rakipleri Brexit sonrası bazı iş kollarını kendine çekmeyi başardı.
İngiltere'de tartışma yeniden alevleniyor
On yılın ardından İngiltere'de kamuoyu Brexit konusunda bölünmüş durumda. YouGov anketlerine göre, 2024 itibarıyla halkın yüzde 55'i Brexit'in yanlış bir karar olduğunu düşünüyor. Bu oran 2019'da yüzde 48'di. İş dünyası, özellikle gıda, ilaç ve otomotiv sektörleri, gümrük formaliteleri ve düzenleyici uyum maliyetlerinden şikâyetçi. İşçi Partisi hükümeti, 2023'te AB ile ilişkileri "sıfırlama" söylemini dillendirse de, somut adımlar sınırlı kaldı. Başbakan Keir Starmer, gümrük birliğine dönüş veya gençlerin serbest dolaşımı gibi konularda AB'den esneklik talep ediyor; ancak Brüksel bu taleplere mesafeli yaklaşıyor.
Brexit yanlıları ise ticaretin yönünün AB dışına kaydığını savunuyor. Gerçekten de, AB ile ticaret azalırken, İngiltere'nin ABD, Hindistan ve Pasifik ülkeleriyle ticareti arttı. Ancak bu artış, AB'deki kaybı telafi edebilmiş değil. Uluslararası ticaret uzmanları, İngiltere'nin AB ile ticaretindeki düşüşün yapısal olduğunu ve kısa vadede toparlanmasının zor olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit sonrası İngiltere'nin yaşadığı dönüşüm, Türkiye için hem risk hem fırsat barındırıyor. İngiltere, Gümrük Birliği'ne alternatif modeller ararken Türkiye ile ticari ilişkilerini derinleştirme potansiyeli taşıyor. Ancak İngiltere'nin AB'den uzaklaşması, Türkiye'nin Londra aracılığıyla Avrupa'ya erişimini sınırlayabilir. Savunma sanayisi alanında iki ülke arasındaki işbirliği, Brexit sonrası güçlenmiştir; bu, Türkiye'nin alternatif tedarik kanalları arayışında önemli bir dayanak oluşturuyor. Küresel ticaret savaşlarının arttığı bu dönemde, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği güncellemesi ve İngiltere ile STA'nın kapsamının genişletilmesi, dış ticaret stratejisinin temelini oluşturmalıdır.