Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Denis Becirovic, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Gazze'de yaşananlara karşı uluslararası toplumun sessizliğini sert bir dille eleştirdi. Becirovic, dünyanın 1990'lı yıllarda Bosna Savaşı sırasında yaşanan trajedilere seyirci kalmasının ardından benzer bir hatayı Gazze'de tekrarlamaması gerektiğini vurguladı. Konuşma, BM Genel Kurulu'nun 78. oturumunda gerçekleşti ve birçok ülke temsilcisi tarafından dikkatle izlendi.
Bosna Savaşı'ndan Gazze'ye: Tarih Tekerrür mü Ediyor?
Denis Becirovic, konuşmasında Bosna Hersek'in bağımsızlığını kazandığı 1992 yılından itibaren yaşanan savaşta yaklaşık 100 bin kişinin hayatını kaybettiğini, 2 milyondan fazla insanın yerinden edildiğini ve Srebrenitsa'da 8 binden fazla Boşnak erkeğin katledildiğini hatırlattı. Bu soykırımın BM tarafından da tescillendiğini belirten Becirovic, uluslararası toplumun o dönemde yaşananlara müdahalede geç kaldığını ve bunun sonucunda büyük acılar yaşandığını ifade etti. Gazze'de ise 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in saldırıları sonucu 30 binden fazla Filistinlinin öldüğü, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere on binlerce kişinin yaralandığı ve bölgenin büyük bölümünün yıkıma uğradığı belirtiliyor. Becirovic, "Bugün Gazze'de yaşananlar, Bosna'da yaşadıklarımızın bir benzeridir. Sessiz kalmak, soykırıma ortak olmaktır" diyerek uluslararası camiaya seslendi.
Konuşmasında ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin Gazze'de ateşkes çağrısı yapmakta zorlanmasını eleştiren Becirovic, daimi üyelerin veto yetkisini kötüye kullandığını savundu. Uluslararası hukukun ve insan haklarının evrensel değerler olduğunu, ancak bunların sadece belirli ülkeler için geçerli olmadığını vurguladı. Bosna Hersek'in, Filistin halkının yanında olduğunu ve iki devletli çözümü desteklediğini ifade etti. Ayrıca, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) Gazze konusunda yaptığı çağrılara da atıfta bulunarak, tüm Müslüman ülkeleri ortak hareket etmeye davet etti.
Uluslararası Toplumun İkilemi ve Sessizliğin Bedeli
Becirovic'in konuşması, uluslararası toplumun Gazze konusundaki bölünmüşlüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Batılı ülkelerin bir kısmı İsrail'in meşru müdafaa hakkını savunurken, birçoğu da orantısız güç kullanımını eleştiriyor. Ancak somut adımlar konusunda bir türlü uzlaşma sağlanamıyor. BM Genel Kurulu'nda kabul edilen ateşkes çağrısı kararları bağlayıcı olmadığı için pratikte bir yaptırım gücü bulunmuyor. Becirovic, bu durumun BM'nin etkinliğini sorgulattığını ve uluslararası sistemin güvenilirliğini sarstığını belirtti.
Uzmanlar, Bosna örneğinin, uluslararası müdahalenin gecikmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin acı bir kanıtı olduğunu söylüyor. 1995'te NATO'nun müdahalesiyle sona eren Bosna Savaşı'nda, müdahale öncesi BM'nin belirlediği "güvenli bölgeler"in korunamaması ve Srebrenitsa katliamı, dünyanın hafızasında derin bir yara olarak kaldı. Bugün Gazze'de de benzer şekilde "güvenli bölge" ilan edilen yerlerin bombalandığı haberleri geliyor. Bu durum, uluslararası toplumun aynı hatayı tekrarladığı endişesini güçlendiriyor.
Becirovic, konuşmasında ayrıca Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'nın, kuşatma altında geçirdiği yılları hatırlatarak, Gazze halkının yaşadığı insani dramın boyutlarına dikkat çekti. Saraybosna Kuşatması 1992-1996 yılları arasında sürmüş ve şehirde yaşayan yüz binlerce insan temel ihtiyaçlardan yoksun kalmıştı. Benzer bir kuşatmanın Gazze'de de uygulandığını belirten Becirovic, su, gıda, elektrik ve tıbbi malzeme sıkıntısının had safhada olduğunu aktardı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Denis Becirovic'in BM Genel Kurulu'ndaki Gazze çıkışı, Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği "uluslararası toplumun çifte standardı" eleştirisini güçlendiriyor. Türkiye, hem Bosna Savaşı'nda hem de Gazze'de Müslümanlara yönelik zulme karşı aktif diplomasi yürütmüş, insani yardım ve siyasi girişimlerde bulunmuştur. Becirovic'in konuşması, İslam dünyasının ortak sesini yükseltme çağrısıyla örtüşüyor. Ayrıca, Bosna ile Türkiye arasındaki tarihi ve kültürel bağlar, bu tür açıklamaların Ankara'da yankı bulmasını sağlıyor. Türkiye, BM reformu ve veto yetkisinin kısıtlanması yönündeki tartışmaları destekleyerek, gelecekte benzer insani krizlerin önlenmesi için uluslararası baskı oluşturabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel ve küresel barış çabalarına ivme kazandırabilir.