Bosna-Hersek, 1990'lı yıllardaki savaşın etnik bölünmelerinin hâlâ damga vurduğu bir seçim kampanyasının ardından pazar günü sandık başına gidiyor. Ülke, savaş sonrası kurulan karmaşık ve çok katmanlı siyasi sistem çerçevesinde çok sayıda yetkiliyi seçmek üzere oy kullanacak. Seçimler, Dayton Anlaşması ile şekillenen ve ülkeyi iki özerk entiteye — Boşnak ve Hırvatların çoğunlukta olduğu Bosna-Hersek Federasyonu ile Sırpların yönetimindeki Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) — bölen yapıyı bir kez daha gözler önüne seriyor.
Seçimlerin Arka Planı ve Siyasi Yapı
Bosna-Hersek'te seçmenler, pazar günü devlet başkanlığı konseyinin üç üyesini (Boşnak, Hırvat ve Sırp), federal ve entite düzeyinde parlamentoları, ayrıca Bosna-Hersek Federasyonu'nun 10 kantonunun meclislerini ve Sırp Cumhuriyeti'nin devlet başkanını belirlemek için oy kullanacak. Bu karmaşık sistem, 1995 Dayton Anlaşması ile sona eren 1992-1995 Bosna Savaşı'nın ardından kuruldu. Ülke, yaklaşık 3,5 milyon nüfusa sahip olmasına rağmen, çok sayıda idari birim ve etnik kota nedeniyle dünyanın en karmaşık yönetim yapılarından birine sahip.
Seçim kampanyasına, kendilerini 1990'lardaki savaşın etnik bölünmeleriyle özdeşleştiren partiler damga vurdu. Milliyetçi söylemler, özellikle Sırp Cumhuriyeti'nde ayrılıkçı retorikle birleşerek gerilimi artırdı. Bosna-Hersek'in üçlü devlet başkanlığı konseyi için yarışan adaylar arasında mevcut Boşnak üye Denis Bećirović, Hırvat üye Željko Komšić ve Sırp üye Željka Cvijanović gibi isimler öne çıkıyor. Sırp Cumhuriyeti Devlet Başkanı Milorad Dodik'in ayrılıkçı açıklamaları ve Rusya yanlısı tutumu, seçim sürecinin en tartışmalı konularından biri.
Ülkedeki siyasi partiler, etnik kimlik üzerinden oy toplamaya devam ediyor. Boşnak partileri merkeziyetçi bir yapıyı savunurken, Sırp partileri entite yetkilerinin güçlendirilmesini ve hatta bağımsızlık referandumu yapılmasını gündeme getiriyor. Hırvat partileri ise kendi etnik temsilciliklerinin artırılmasını talep ediyor. Bu bölünmüşlük, ülkenin Avrupa Birliği ve NATO üyelik süreçlerini de yavaşlatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bosna-Hersek seçimleri, Batı Balkanlar'da istikrar açısından kritik bir önem taşıyor. Rusya'nın Sırp Cumhuriyeti üzerinden bölgede nüfuzunu artırma çabaları, ABD ve Avrupa Birliği'nin genişleme politikalarıyla çatışıyor. Özellikle Ukrayna savaşının ardından Batı, Balkanlar'da yeni bir gerilim hattı oluşmasından endişe ediyor. Sırp Cumhuriyeti'nde Dodik'in ayrılıkçı söylemleri, Bosna'nın toprak bütünlüğünü tehdit eden bir unsur olarak görülüyor.
Avrupa Birliği, seçim sonrası reform yanlısı bir hükümetin kurulmasını ve ülkenin AB yolunda ilerlemesini umut ediyor. Ancak etnik partilerin güçlü konumu, bu beklentiyi zorlaştırıyor. Seçim sonuçları, Bosna'nın NATO üyeliği ve AB entegrasyonu sürecinde belirleyici olacak. Ayrıca, ülkedeki ekonomik sıkıntılar, yolsuzluk ve genç nüfusun göçü gibi sorunlar da seçmenin gündeminde.
Uluslararası toplum, seçimlerin barışçıl ve adil geçmesi çağrısında bulunuyor. AGİT ve diğer gözlemci kuruluşlar, seçim sürecini izlemek üzere ülkeye geldi. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, özellikle Sırp Cumhuriyeti'nde olası protestolar ve siyasi krizler endişesi var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bosna-Hersek'teki seçimler, Türkiye'nin Balkanlar'daki dengeleri açısından yakından takip ediliyor. Türkiye, Bosna-Hersek'in toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekleyen bir politika izliyor; Dayton düzeninin korunmasını ve ülkenin AB ile NATO üyeliğini savunuyor. Ancak Sırp Cumhuriyeti'ndeki ayrılıkçı söylemler ve Rusya'nın bölgedeki etkisi, Ankara'nın endişelerini artırıyor. Türkiye, Boşnaklar ve Hırvatlarla tarihi ve kültürel bağları nedeniyle seçim sonuçlarını dikkatle izleyecek. Olası bir istikrarsızlık, Türkiye'nin Balkanlar'daki ekonomik ve diplomatik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Bosna'daki gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel güç dengesi ve Batı ile ilişkileri açısından da önem taşıyor.