Almanya'nın Bonn kentinde düzenlenen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ara toplantıları, taraflar arasındaki finansman uyuşmazlığı nedeniyle kritik bir aşamaya girdi. Görüşmelerin kapanış gününde, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum için talep ettiği yeni finansman hedefi, zengin ülkelerin bütçe kısıtlamaları ve öncelik farklılıkları nedeniyle tehlikede. Toplantı, Kasım ayında Bakü'de yapılacak COP29 öncesinde son önemli hazırlık adımı olarak görülüyor.
Uyum Finansmanında Çıkmaz
Bonn müzakerelerinde en büyük anlaşmazlık konusu, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum çabaları için oluşturulacak yeni bir finansman hedefi. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle küçük ada devletleri ve en az gelişmiş ülkeler, iklim kayıplarının telafisi için yılda 1 trilyon doların üzerinde bir finansman talep ediyor. Ancak ABD, AB ve diğer gelişmiş ülkeler, bu talebin mevcut bütçe kısıtlamaları altında gerçekçi olmadığını savunuyor. Müzakerelerde, 2009'da vaat edilen ve 2020'ye kadar yılda 100 milyar dolara ulaşması gereken iklim finansmanının hâlâ tam olarak sağlanamadığı hatırlatılıyor.
Görüşmelerin kapanış gününde, müzakere grupları arasında uzlaşma sağlanamaması halinde, uyum hedefinin belirlenmesi için çalışma grubu oluşturulması gibi prosedürel çözümler masada. Ancak bu, asıl sorunun çözümünü COP29'a erteleyecek ve sürecin ivme kaybetmesine neden olacak. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim finansmanında adaletin sağlanması için acil adım atılması çağrısında bulundu.
Küresel Boyut: Finansman Krizinden Sıfırlama Fırsatına
Bonn'daki kriz, sadece uyum finansmanıyla sınırlı değil. Zengin ülkelerin emisyon azaltım taahhütleri ve fosil yakıtlardan çıkış takvimi de tartışmalı konular arasında. Özellikle AB'nin sınırda karbon düzenlemesi (CBAM) ve ABD'nin Yeşil Yeni Düzen politikaları, gelişmekte olan ülkeler tarafından yeni ticari engeller olarak eleştiriliyor. Gelişmekte olan ülkeler, iklim finansmanının sadece bir yardım değil, aynı zamanda tarihsel sorumlulukların bir gereği olduğunu vurguluyor. Küresel ısınmanın 1,5 dereceyle sınırlandırılması hedefine ulaşmak için karbon bütçesinin adil dağıtımı gerektiği belirtiliyor.
Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi büyük gelişmekte olan ülkelerin, hem geleneksel kalkınma finansmanı hem de yeni iklim finansmanı kaynaklarına erişim talepleri dikkat çekiyor. Bu ülkeler, kendilerini “gelişmekte olan” olarak sınıflandırarak iklim finansmanına erişmek istiyor. Ancak zengin ülkeler, Çin gibi ekonominin büyük bir kısmını oluşturan ülkelerin artık “gelişmiş” veya en azından “yüksek orta gelirli” olarak sınıflandırılmasını talep ediyor. Bu durum, Bonn görüşmelerinde bir başka kilitlenme noktası oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede iddialı hedefler belirlemiş ve 2053 net sıfır emisyon hedefini açıklamıştır. Bonn görüşmelerindeki uyum finansmanı krizi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum için ihtiyaç duyduğu kaynaklara erişimini zorlaştırabilir. Türkiye, özellikle tarım, su kaynakları ve kıyı bölgelerinde iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasız. Uluslararası finansman mekanizmalarının tıkanması, Türkiye'nin kendi kaynaklarıyla uyum yatırımlarını finanse etme yükünü artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin AB ile gümrük birliği kapsamında sınırda karbon düzenlemesine uyum sağlaması gerekecek. Bonn'daki anlaşmazlık, Türkiye'nin bu konudaki pozisyonunu güçlendirmek için diplomatik fırsatlar sunabilir. Ancak kısa vadede, finansman akışının yavaşlaması, Türkiye'nin iddialı iklim hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir.