Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), İran'ın nükleer programına ilişkin bu yılki üçüncü acil toplantısını dün New York'ta gerçekleştirdi. Yaklaşık dört saat süren kapalı oturumda, üye ülkeler arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle herhangi bir bağlayıcı karar metni üzerinde uzlaşı sağlanamadı. Toplantı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkardığına dair son raporunun ardından ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın talebiyle düzenlendi. İran temsilcisi ise toplantıda Tahran'ın nükleer faaliyetlerinin tamamen barışçıl olduğunu ve UAEA ile iş birliği içinde yürütüldüğünü savundu.
Gelişmenin arka planı: Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın çöküşü
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlamasıyla denge bozuldu. İran da buna karşılık uranyum zenginleştirme seviyesini kademeli olarak artırdı ve anlaşmanın bazı taahhütlerini askıya aldı.
Son UAEA raporuna göre İran, yüzde 60 saflıkta uranyum stokunu 200 kilogramın üzerine çıkarmış durumda. Bu oran, nükleer silah üretiminde kullanılan yüzde 90 saflığa oldukça yakın olması nedeniyle uluslararası toplumda ciddi endişe yaratıyor. İran ise bu adımı, ABD yaptırımlarına ve İsrail'in sivil nükleer tesislerine yönelik sabotaj eylemlerine karşı bir caydırıcılık unsuru olarak nitelendiriyor.
BMGK'daki üçüncü toplantıda Batılı ülkeler, İran'a karşı daha sert yaptırımlar içeren bir karar taslağı sunmayı hedefliyordu. Ancak Rusya ve Çin, bu girişimi "yapıcı olmayan" ve "müzakereleri baltalayıcı" olarak nitelendirerek veto tehdidinde bulundu. Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya, "Mevcut koşullar altında yeni yaptırımlar diyaloğu tamamen durdurur ve bölgede gerilimi tırmandırır" dedi. Çinli mevkidaşı ise UAEA'nın teknik görüşmelerine öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez'de yeni bir kriz mi?
İran'ın nükleer programı, özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail için doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak algılanıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın olası bir nükleer silah kapasitesine ulaşması halinde bölgede bir silahlanma yarışının başlayacağı uyarısında bulunuyor. İsrail ise defalarca İran'ın nükleer tesislerine askeri müdahale seçeneğini masada tuttuğunu açıkladı.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği, KOEP'in yeniden canlandırılması için aylardır süren müzakerelerde henüz somut bir ilerleme kaydedemedi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, son toplantı sonrası yaptığı açıklamada "Tüm tarafların anlaşmaya dönme iradesi göstermesi gerekiyor. Aksi takdirde geri dönülemez bir noktaya yaklaşıyoruz" ifadelerini kullandı. Uzmanlar, BMGK'nın kilitlenmesinin İran'a daha fazla hareket alanı sağladığı görüşünde. Washington merkezli düşünce kuruluşu Arms Control Association'ın analistlerine göre, Tahran mevcut durumda zenginleştirme kapasitesini artırmaya devam edecek, ancak silah yapımına geçiş sinyali vermeyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer meselesinde geleneksel olarak diplomasi ve müzakereyi savunan bir pozisyona sahip. BMGK'daki kararsızlık, Ankara'nın bölgesel dengeleri yönetme çabalarını zorlaştırabilir. Tahran'ın nükleer kapasitesini artırması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve komşuluk ilişkileri açısından risk oluşturuyor. Öte yandan, Batı yaptırımlarının derinleşmesi halinde Türkiye-İran ticaret hacmi (yaklaşık 10 milyar dolar) ve doğalgaz ithalatı olumsuz etkilenebilir. Türkiye, hem Batı ittifakı içindeki konumunu korumak hem de İran'la pragmatik ilişkilerini sürdürmek arasında hassas bir denge kurmak durumunda. BMGK'daki uzlaşmazlık, Ankara'nın arabuluculuk rolünü öne çıkarsa da somut bir çözüm için yeterli uluslararası mutabakat henüz oluşmuş değil.