Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, yapay zeka (AI) şirketlerine veri merkezlerinin çevresel etkilerini tam olarak açıklama çağrısında bulundu. Guterres, teknoloji devlerinin karbon emisyonları, su tüketimi ve enerji kullanımı gibi verileri kamuoyuyla paylaşması gerektiğini vurguladı. BM'nin bu çağrısı, yapay zeka sektörünün hızla büyümesiyle birlikte artan enerji talebi ve çevresel kaygıların gölgesinde geldi. Özellikle büyük dil modelleri ve görüntü işleme algoritmaları gibi yoğun işlem gücü gerektiren uygulamalar, devasa veri merkezlerinin inşasını ve işletilmesini zorunlu kılıyor. Bu durum, küresel iklim hedefleri açısından yeni bir baskı unsuru oluşturuyor.
Veri merkezlerinin görünmeyen maliyeti
Yapay zeka modellerinin eğitimi ve çalıştırılması, geleneksel bilgi işlem faaliyetlerine kıyasla katbekat daha fazla enerji gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2026 yılına kadar iki katına çıkarak 1.000 teravatsaati aşabilir. Bu miktar, Japonya'nın yıllık toplam elektrik tüketimine eşdeğer. Sadece eğitim aşamasında, büyük bir dil modeli (örneğin GPT-3) yaklaşık 1.300 megavatsaat elektrik harcamakta ve bu süreçte yaklaşık 550 ton karbondioksit salımına yol açmaktadır. Bununla birlikte, su tüketimi de ciddi bir sorun: Veri merkezlerinin soğutma sistemleri, özellikle kurak bölgelerde yerel su kaynakları üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.
Guterres, bu çağrıyı yaparken, teknoloji şirketlerinin çevresel etkilerini gizleme eğiliminde olduğuna dikkat çekti. Birçok firma, karbon nötr olduğunu iddia etse de, bu iddialar genellikle karbon kredileri ve yenilenebilir enerji sertifikaları gibi tartışmalı mekanizmalara dayanıyor. BM, gerçek anlamda bir şeffaflık için şirketlerin doğrudan emisyonlarını, enerji kaynaklarını ve su tüketimlerini bağımsız denetimlerle raporlamasını istiyor. Uluslararası doğa koruma örgütü WWF de yapay zeka sektörünün biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, veri merkezlerinin inşası için doğal alanların tahrip edilmesini eleştiriyor.
Küresel düzenleme arayışı ve sektörün tepkisi
BM'nin bu çağrısı, yapay zeka teknolojisinin düzenlenmesine yönelik artan uluslararası çabaların bir parçası. Avrupa Birliği, geçtiğimiz yıl kabul ettiği Yapay Zeka Yasası'nda çevresel sürdürülebilirlik kriterlerine yer vermiş, ancak bunların uygulanabilirliği konusunda belirsizlikler sürüyor. Öte yandan, ABD'de Biden yönetimi, büyük teknoloji şirketlerinin çevresel etkilerini izlemek için bir çerçeve oluşturmayı planlıyor. Çin ise veri merkezlerinin enerji verimliliğini artırmak için 2025 yılına kadar ulusal standartlar getireceğini duyurdu.
Teknoloji devlerinin tepkisi ise karışık. Google, Microsoft ve Amazon gibi şirketler, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırdıklarını ve 2030 yılına kadar karbon negatif olmayı hedeflediklerini belirtiyor. Ancak çevre aktivistleri, mevcut taahhütlerin yetersiz olduğunu ve şirketlerin büyüme hızının bu hedefleri aşındırdığını savunuyor. Örneğin, Google'ın 2023 yılı sera gazı emisyonları, 2019'a kıyasla yüzde 48 arttı. Bu artışta, yapay zeka hizmetlerine olan talebin patlaması başrol oynuyor. Microsoft da benzer şekilde, 2020'de ilan ettiği karbon negatif hedefinden uzaklaştığını kabul etti.
Uzmanlar, yapay zeka sektörünün sürdürülebilirliği için sadece şeffaflığın değil, aynı zamanda donanım verimliliğinde köklü iyileştirmeler ve daha yeşil enerji kaynaklarına geçişin şart olduğunu vurguluyor. Yeni nesil yapay zeka çiplerinin enerji tüketimini yüzde 30-40 oranında azaltabileceği öngörülüyor. Ancak bu iyileştirmeler, talep artışının gerisinde kalabilir. Bu nedenle, BM'nin çağrısı, sektörün çevresel ayak izini kontrol altına almak için uluslararası bir farkındalık yaratma çabası olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yapay zeka alanında büyüme potansiyeli yüksek ülkelerden biri. Son yıllarda yerli yapay zeka girişimlerinin sayısı artsa da, veri merkezi altyapısı ve enerji tüketimi konusunda henüz kapsamlı bir düzenleme bulunmuyor. BM'nin şeffaflık çağrısı, Türkiye'nin de bu alandaki politikalarını gözden geçirmesi için bir fırsat sunuyor. Özellikle enerji ithalatına bağımlı bir ekonomi olarak, veri merkezlerinin enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı, hem çevresel hem de ekonomik açıdan kritik öneme sahip. Ayrıca, Türkiye'nin su stresi altındaki bölgelerinde kurulacak veri merkezlerinin soğutma ihtiyacı, su kaynakları üzerinde ek baskı yaratabilir. Bu noktada, uluslararası standartlara uyum ve şeffaflık, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir yapay zeka ekosistemi kurmasına yardımcı olabilir.