Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu başlarken, Sahel bölgesi BM'nin karşı karşıya olduğu en karmaşık egemenlik sınavlarından birini oluşturuyor. Mali, Burkina Faso ve Nijer'deki askeri yönetimler, BM misyonlarının varlığını ve yetkilerini sorgularken, örgüt bölgede küçülen bir ayak iziyle farklı bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Fransa'nın ardından BM'nin de bölgeden çekilme sinyalleri, Batılı güçlerin Sahel'deki on yıllık güvenlik mimarisinin sona erdiği yorumlarına yol açıyor.
BM Misyonlarının Geri Çekilmesi ve Egemenlik Talepleri
BM'nin Mali'deki çok boyutlu istikrar misyonu MINUSMA, 2023 yılında Mali hükümetinin talebi üzerine faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldı. Bu karar, askeri darbelerle yönetime gelen yönetimlerin uluslararası güçlerin ülke topraklarındaki varlığını egemenlik ihlali olarak görmesinin somut bir sonucuydu. Benzer şekilde Burkina Faso ve Nijer'de de BM dahil olmak üzere uluslararası misyonların hareket alanı daraldı. Bu ülkeler, güvenlik sorunlarını kendi ulusal orduları ve bölgesel iş birlikleriyle çözme konusunda kararlılıklarını defalarca dile getirdi.
BM yetkilileri, küçülen ayak izinin bir geri çekilme değil, dönüşüm olduğunu savunuyor. Örgüt, artık daha az askeri personel ve daha fazla sivil uzman, insani yardım ve kalkınma projeleriyle bölgede kalmayı hedefliyor. Ancak bu yeni stratejinin ne kadar etkili olacağı belirsiz. Çünkü Sahel'deki güvenlik krizi, cihatçı örgütlerin saldırıları ve iklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve gıda güvensizliğiyle birleşerek derinleşiyor.
Genel Kurul oturumlarında Sahel ülkelerinin temsilcileri, BM'nin bölgedeki varlığının ulusal egemenliğe saygı temelinde yeniden yapılandırılması çağrısını yineliyor. Bu çağrı, sadece BM'ye değil, aynı zamanda Batılı güçlere ve eski sömürgeci başkentlere yönelik bir mesaj niteliği taşıyor. Özellikle Fransa'nın bölgedeki askeri varlığını sona erdirmesi ve ardından BM misyonlarının da küçülmesi, Sahel'in yeni güç merkezlerine yöneldiği yorumlarını güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Rusya ve Çin'in Yükselen Etkisi
Sahel'deki bu dönüşüm, küresel güç dengelerindeki kaymadan bağımsız değil. Mali, Burkina Faso ve Nijer'in Rusya ile güvenlik iş birliğini derinleştirmesi, Wagner Grubu'nun ardından Afrika Kolordusu'nun bölgeye yerleşmesi, Batı'nın on yıllardır sürdürdüğü nüfuz alanının erimesi anlamına geliyor. Bu ülkeler aynı zamanda Çin ile ekonomik ve altyapı iş birliklerini genişletiyor. BM'nin küçülen rolü, bu yeni güçlerin doldurabileceği bir boşluk yaratıyor.
BM açısından bu durum, örgütün barışı koruma misyonlarının geleceğini de tartışmaya açıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde genişleyen çok boyutlu barış gücü operasyonları, artık ev sahibi ülkelerin egemenlik hassasiyetleri nedeniyle zorlanıyor. Sahel örneği, BM'nin zorlayıcı olmayan, insani ve kalkınma odaklı bir yaklaşıma yönelmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak bu yaklaşımın güvenlik boşluğunu doldurup dolduramayacağı şüpheli.
Bölgedeki istikrarsızlık, yalnızca Sahel'i değil, Kuzey Afrika ve Akdeniz üzerinden Avrupa'yı da etkiliyor. Düzensiz göç, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, cihatçı örgütlerin yayılması gibi sorunlar, BM'nin etkinliğinin azalmasıyla daha da derinleşebilir. Bu nedenle Sahel'deki BM rolünün yeniden tanımlanması, küresel güvenlik açısından kritik bir sınav olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sahel'de BM'nin küçülen ayak izi ve değişen rolü, Türkiye'nin Afrika açılımı stratejisi açısından hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, son yıllarda Sahel ülkeleriyle güvenlik, eğitim ve ticaret alanında ilişkilerini derinleştirerek bölgede etkin bir aktör haline geldi. BM misyonlarının zayıflaması, Türkiye'nin ikili anlaşmalarla yürüttüğü savunma iş birliklerini ve insani yardım faaliyetlerini daha da önemli kılıyor. Ancak bölgedeki istikrarsızlığın artması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve göç yönetimi politikalarını da doğrudan etkiliyor. Türkiye, BM ile eşgüdüm içinde, egemenlik temelli ve kalkınma odaklı bir yaklaşımı destekleyerek hem bölgesel barışa hem de kendi stratejik çıkarlarına katkı sağlayabilir.