Birleşmiş Milletler (BM) sistemi, küresel yönetişimin temel taşı olmaya devam etse de, acilen ihtiyaç duyulan reform ve düzenlemelerin ülke içinde uygulanmasını sağlama kapasitesi giderek zorlanıyor. Neyse ki, daha dar kapsamlı "plurilateral" (çok taraflı) düzenlemeler, açıkça güçlendirilmek üzere tasarlandıkları takdirde yardımcı olabilir. Bu tespit, uluslararası ekonomi ve yönetişim çevrelerinde geniş yankı buluyor.
Reform Çabalarının Arka Planı
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan BM sistemi, 1945'ten bu yana küresel barış, güvenlik ve kalkınma alanlarında önemli bir çerçeve oluşturdu. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana, özellikle 2008 küresel finans krizi ve ardından COVID-19 salgını gibi krizler, mevcut yapının hızlı ve etkili karar alma mekanizmalarından yoksun olduğunu gösterdi. BM Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisi, iklim değişikliği, vergi reformu ve dijital ekonomi gibi alanlarda ilerlemeyi sık sık tıkıyor. 2015'te kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SDG'ler) ve 2015 Paris İklim Anlaşması gibi geniş kapsamlı girişimler, üye ülkelerin taahhütlerini yerine getirmede zorlanmasıyla sekteye uğradı. BM Genel Sekreteri António Guterres, 2023'teki "Gelecek Zirvesi"nde reform çağrılarını yineledi, ancak 193 üye ülkenin oybirliğiyle hareket etmesi gerekliliği, somut adımları yavaşlatıyor.
Uzmanlar, BM'nin küresel düzeyde belirleyici bir aktör olmaya devam ettiğini, ancak ulusal düzeyde uygulama kapasitesinin aşıldığını vurguluyor. Örneğin, uluslararası vergi kurallarında işbirliği için OECD öncülüğünde yürütülen çalışmalar, BM bünyesinde yürütülen müzakerelere kıyasla daha hızlı sonuç veriyor. Benzer şekilde, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) reformları da tıkanmış durumda. Bu noktada, "plurilateral" anlaşmalar devreye giriyor: Belli sayıda ülkenin bir araya gelerek belirli bir konuda ortak kurallar belirlemesi, BM çatısı altında tüm üyelerin onayını beklemekten daha pratik olabiliyor.
Plurilateral düzenlemelerin başarısı, açıkça güçlendirilmiş ve hesap verebilir mekanizmalara bağlı. Örneğin, dijital hizmet vergisi veya karbon sınır düzenlemesi gibi alanlarda, gönüllü koalisyonlar oluşturulabilir. Ancak bu tür girişimlerin meşruiyeti, geniş katılımı teşvik etmek ve gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını korumakla mümkün. Aksi halde, küresel yönetişimde parçalanma riski artar.
Bölgesel ve Küresel Boyut
BM'nin reform süreci, sadece kurumsal bir mesele değil; aynı zamanda küresel güç dengeleriyle doğrudan ilgili. ABD, Çin, Rusya gibi veto yetkisine sahip ülkeler, statükoyu korumaya meyilli. Bu nedenle, daha esnek plurilateral yapılar, özellikle ticaret, iklim ve dijital ekonomi gibi alanlarda öne çıkıyor. Örneğin, 2023'te imzalanan "Küresel Minimum Kurumlar Vergisi" anlaşması, 140'tan fazla ülkenin katılımıyla BM dışında şekillendi. Bu, BM'nin evrensel katılım ilkesini zayıflatmadan, alternatif yolların mümkün olduğunu gösteriyor.
Ancak plurilateral düzenlemelerin riskleri de var: Büyük ekonomilerin kendi kurallarını dayatması, gelişmekte olan ülkeleri dışlayabilir. Bu yüzden, BM'nin koordinasyon rolü kritik. Aksi halde, küresel ekonomide "güçlüler kulübü" algısı güçlenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM sisteminin etkinliğini uzun süredir savunuyor ve Güvenlik Konseyi reformu çağrılarını destekliyor. "Dünya beşten büyüktür" söylemi, bu bağlamda önemli. Plurilateral düzenlemeler, Türkiye gibi orta büyüklükteki ekonomiler için fırsatlar sunabilir: Örneğin, ticaret ve enerji alanında esnek ittifaklar, AB ile ilişkilerde denge unsuru olabilir. Ancak, bu tür girişimlerin dışında kalmak, Türkiye'nin küresel karar alma süreçlerinden dışlanmasına yol açabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin hem BM içinde hem de plurilateral platformlarda aktif diplomasi yürütmesi, ekonomik ve stratejik çıkarları açısından kritik.